Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Mozilla/5.0 (Windows NT 10.0; Win64; x64) AppleWebKit/537.36 (KHTML, like Gecko) Chrome/150.0.0.0 Safari/537.36
        Haberler Keşfet Milli parklarımız 32.870 kilometrekareye ulaştı

        Türkiye, denizcilik ve çevre korumacılık tarihinde stratejik ve ekolojik bir eşiği geride bırakarak, Mavi Vatan vizyonunu yeni koruma alanlarıyla taçlandırdı. Yaklaşık 462 bin kilometrekarelik deniz yetki alanına sahip Türkiye, bu hamleyle birlikte dünyada denizlerinde milli park bulunan seçkin ülkeler arasına adını yazdırdı.

        Bu tarihi adım; yalnızca denizlerimizin jeopolitik sınırlarını korumakla kalmadığımızın, aynı zamanda mavinin derinliklerindeki yaşamı ve geleceği de güvence altına aldığımızın en net göstergesi oldu.

        DENİZLERİMİZİN YENİ MUHAFIZLARI

        Cumhurbaşkanı kararıyla ilan edilen Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı ve Kuzey Ege Deniz Milli Parkı, Mavi Vatan'ın yaklaşık %5'ine tekabül eden devasa bir koruma alanını kapsıyor. Bu hamleyle birlikte Türkiye'nin toplam milli park sayısı 50'den 52'ye, milli parkların kapladığı alan ise 32.870 kilometrekareye ulaştı. Bu koruma alanı, kara ve deniz alanı olmak üzere ülkemizin yüzölçümünün %2.63'ünü oluşturuyor.

        REKLAM

        İLK DENİZ MİLLİ PARKLARIMIZ

        • Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı (21.706 Kilometrekare)

        Akdeniz'in zengin biyoçeşitliliğine ev sahipliği yapan bu alan; nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Akdeniz foklarından Caretta caretta deniz kaplumbağalarına, mercan resiflerinden eşsiz su altı mağaralarına kadar kırılgan bir ekosistemi barındırıyor.

        • Kuzey Ege Deniz Milli Parkı (1.742 Kilometrekare)

        Ege'nin dinamik akıntılarına ve zengin besin tuzlarına sahip bu bölge; balık stoklarının üreme alanlarını koruma altına alırken, bölgesel balıkçılığın sürdürülebilirliğine de doğrudan katkı sunacak.

        YUNANİSTAN'DA GÜNDEM OLDU

        Yunanistan, Nisan 2024'te Ege Denizi ve İyon Denizi'nde iki deniz parkı kuracağını açıkladıktan sonra Türkiye, çevre projelerinin siyasi amaçlarla kullanılmaması uyarısında bulunmuştu. Türkiye, Yunanistan'ın bu girişimine karşılık 2 Ağustos 2025'te çevrenin korunmasına yönelik olarak Gökova, Foça, Datça-Bozburun ve Saros Körfezi'ni deniz koruma alanı ilan etmişti.

        Video Oynatıcısı yükleniyor.
        Yayın Tipi CANLI
         
        Süre 0:00
        Toplam Süre 21:42
        • Ayarlar
        • Yakınlaştır
        Yüklendi: 0.46%
        Kalan Süre 21:42
        1x
        • Bölümler
        • açıklamalar kapalı, seçildi
        • default, seçildi
        10 saniye
        10 saniye
        CoreJS (8.23.4)
        HopeVideoJS (1.1.13)
        1xx

        Türkiye'nin deniz milli parkları açıklaması, 21 Temmuz 2025'te biri İyon Denizi'nde, diğeri ise Güney Ege'deki Kiklad Adaları çevresinde olmak üzere iki yeni ulusal deniz parkı ilan eden Yunanistan'da gündem oldu. Yunan basını, Ankara'nın hamlesinin deniz yetki alanları tartışmasında yeni bir adım olduğunu öne sürerken Yunanistan'ın Türkiye ile iş birliği yapması gerektiğinin altını çizdi.

        MİLLİ PARKLAR NEDEN ÖNEMLİ?

        Yalnızca estetik veya turistik birer cazibe merkezi değil, aynı zamanda ekolojik dengenin kilit taşları olarak biyoçeşitliliğin sigortası niteliğine sahip olan milli parklar, endemik türlerin yaşam alanlarını koruyarak ekosistemin çökmesini engellerken küresel iklim krizinin baskısını hafifletiyor.

        Avlanmanın yasak veya sıkı kontrole tabi olduğu bu alanlar, hayvanların popülasyonlarının güvenle üreyip büyümesine imkân tanıyor.

        Bilim insanları için insan müdahalesinden arındırılmış, doğanın kendi döngüsünü inceleme fırsatı sunan benzersiz araştırma sahaları oluyor.

        Doğal ve kültürel zenginliklerin tahrip edilmeden, bilinçli bir turizm anlayışıyla gelecek nesillere aktarılmasını sağlıyor.

        Video Oynatıcısı yükleniyor.
        Yayın Tipi CANLI
         
        Süre 0:00
        Toplam Süre 3:10
        • Ayarlar
        • Yakınlaştır
        Yüklendi: 5.20%
        Kalan Süre 3:10
        1x
        • Bölümler
        • açıklamalar kapalı, seçildi
        • default, seçildi
        10 saniye
        10 saniye
        CoreJS (8.23.4)
        HopeVideoJS (1.1.13)
        1xx

        Dünyanın korunan alanları ve milli park haritası incelendiğinde, nicelik ve nitelik açısından iki ülke öne çıkıyor. Avustralya, milli park sayısıyla bu alanda dünyada ilk sırada yer alıyor. Danimarka ise ülkeye bağlı özerk bölge olan Grönland sınırları içerisinde yer alan tek milli park olan 972 bin kilometrekarelik yüzölçümüne sahip Northeast Greenland National Park sayesinde alan bakımından küresel bir rekoru elinde tutuyor. Bu devasa milli park, Danimarka ana karasından bile büyük olup ülkenin yüzölçümünün neredeyse yarısı kadar bir milli park sahasına sahip olmasını sağlıyor.

        Dünyanın ilk milli parkı 1872’de ABD'de kurulan Yellowstone Milli Parkı oldu.

        Yellowstone Milli Parkı
        Yellowstone Milli Parkı

        Türkiye’nin ilk milli parkı ise 1958’de Yozgat’ta Yozgat Çamlığı adı altında kuruldu.

         Yozgat Çamlığı
        Yozgat Çamlığı

        Yüzölçümü açısından dünyanın 3’üncü büyük ülkesi olan Çin'de sadece 4 milli park bulunmasının nedeni, doğa koruma politikasında yeni sisteme çok yeni geçiş yapması. Çin hükümeti ilk kez 2021’de uluslararası standartlara uygun en üst düzey koruma statüsüne sahip ilk resmi milli park grubunu ilan etti. 2035 yılına kadar bu sayının 49'a çıkarılması planlanıyor.

        Zhangjiajie Ulusal Orman Parkı
        Zhangjiajie Ulusal Orman Parkı
        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Haberler Keşfet Avrasya Tüneli'nin ekonomiye, çevreye ve istihdama katkıları

        Tarihsel kökleri 1876'ya uzanan iki yaka arası tüp geçit fikri, uzun yıllar boyunca teknik ve finansal imkânsızlıklar nedeniyle sadece kağıt üzerinde kalmıştı.

        Toplam 14,6 kilometrelik güzergâhın 5,4 kilometresi denizin altından geçerken, geri kalan 9,2 kilometre yaklaşım yollarından oluşuyor.

        GÜNDE ORTALAMA 77 DAKİKA KAZANIM

        Trafik sıkışıklığı, kişilerde tükenmişlik, kronik öfke ve yüksek tansiyon gibi psikolojik ve fizyolojik sorunlara yol açıyor. 140 yıllık hayalin 2016'da gerçekleştirilmesiyle Anadolu ve Avrupa yakası arasında geçiş yapan kişilerde söz konusu sorunlar ciddi oranda azaldı. Avrasya Tüneli'ni her gün kullanma durumunda olan kişiler, varış süresi açısından zihinsel bir konforla birlikte ortalama 77 dakika zaman kazandı.

        Günde 77 dakika kazanan bir insan ne yapar?

        Her şeyin başında kendisine ve ailesine daha çok zaman ayırma fırsatına sahip olur. Trafikte gergin anlar geçirmediği için dingin bir ruh haline kavuşup kendisini iyi hisseder.

        Kendisine ve sevdiklerine daha çok vakit ayıran bir insan ne olur?

        Huzurlu olur.

        Huzurlu olan insan ne olur?

        Daha üretken olur.

        Avrasya Tüneli'nin önemi; gerek zaman, gerek ekonomi, gerekse çevre koruma adına elde edilen kazanımlarla daha net bir şekilde görülüyor.

        İLK PROJE SAVAŞ NEDENİYLE RAFA KALKTI

        • İstanbul Boğazı'nın altından iki yakayı birleştiren bir tünel fikri Osmanlı döneminde ilk defa 1876'da Sultan II. Abdülhamid döneminde 'Tünel-i Bahri' adı altında gündeme geldi. Karaköy-Beyoğlu Tüneli'ni inşa eden Fransız mühendis Eugène Henri Gavand, Sarayburnu ile Üsküdar arasında bir tüp geçit projesi hazırlayarak padişaha sundu. Ne var ki Osmanlı - Rus Savaşı nedeniyle proje rafa kalktı.

        • 1891'de bu kez bir başka Fransız mühendis Simon Préault, Sultan II. Abdulhamid'e; yeni bir proje sundu. 'Dersaadet Boru Hattı ve Tünel Projesi' adı verilen Preault'un projesinde 13 ayak üzerine oturtulan 3 kilometrelik uzunluğundaki tüp geçit, gidiş-geliş çift şeritli olacak şekilde planlandı. Osmanlı'nın her alanda ilerlemesini, çağının gerekliliklerini yerine getirmesini hedefleyen Sultan II. Abdülhamid, projeye bir hayli sıcak baksa da dönemin teknik ve finansal şartları tüp geçidin yapılmasına olanak vermedi.

        • Simon Préault'dan 11 yıl sonra ABD'li mühendis Frederik E. Storm. 'Cisr-i Enbubi fil bahr' adını verdiği bir başka tüp geçit projesini Sultan II. Abdulhamid'e sundu. Bu proje de öncekinin gerçekleştirilememe nedenlerinden dolayı düşünce bazında kaldı.

        REKLAM

        O dönemlerde nüfusu 900-950 bin olan, yoğun motorlu araç trafiği bulunmayan İstanbul için böyle bir tüp geçide gerçekten gerek var mıydı?

        Kimine göre dönemin şartlarına göre hayati bir ihtiyaç değildi. Kimine göre ise zaten borç batağında olan bir devlet için ziyadesiyle lükstü.

        DÜNYADA TEK

        Projenin ne ölçüde bir ihtiyaç olduğu göreceli bir tartışma olsa da, asla tartışılamayacak tek gerçek, geleceği görme vizyonuna kazandırdığı büyük değerdi. 19'uncu yüzyılda teknik ve finansal imkânsızlıklar nedeniyle hayata geçirilemeyen bu fikir, 21'inci yüzyılın başlarında denizaltındaki çift katlı karayolu tüneli vasfıyla dünyada bir ilk olarak başarıyla gerçeğe dönüştürüldü.

        İstanbul'un iki yakasını deniz tabanının altından karayoluyla birleştiren Avrasya Tüneli, hizmete girdiği günden bu yana metropolün ulaşım ve lojistik arterlerinde kilit bir rol üstleniyor. Tünelin sürdürülebilirlik verileri, projenin sadece bir geçiş noktası olmadığını, aynı zamanda istikrarlı bir büyüme ve kent içi mobilite alışkanlıklarının dönüşüm hikâyesini barındırdığını ortaya koyuyor.

        2,6 MİLYAR DOLARLIK KATKI

        1.2 milyar dolara yapılan Avrasya Tüneli'nin 9 yılda ülke ekonomisine katkısı, 2,6 milyar doları buldu. Bunun anlamı şu; Avrasya Tüneli 9 yılda maliyetinin iki katından fazlasını ülkeye kazandırmış oldu.

        "Bir doğruyu belirlemenin en iyi yollarından biri de onun karşıtını belirlemektir" felsefesinden yola çıkarak Avrasya Tüneli'nin sunduğu kazanımları çok daha net görebiliriz.

        Şöyle;

        Olmadığını düşünerek, en fazla 10 bin aracın arabalı feribotla yaka değiştirdiğini var sayalım. Bu durumda geri kalan 70 bin araç doğrudan İstanbul'un halihazırda kilit durumdaki trafiğine dağılacaktır. Zaten her geçen gün iyiden iyiye yoğunlaşan başta 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olmak üzere tüm köprü geçişlerinde yoğun trafik, varış sürelerini uzatacak. Bu kaotik ortamın sürücülerde yarattığı tükenmişliği ve yıpranan sinirlerin sosyal ve fizyolojik sonuçlarını gayet iyi biliyoruz.

        Avrasya Tüneli'nin Kurumsal İletişim, Pazarlama ve Kurumsal İlişkiler Direktörü Ceren Alaca Bayındır, Avrasya Tüneli ve içindeki müzeyle ilgili bilgileri Habertürk ile paylaştı.

        Avrasya Tüneli, 2025'in sonuna kadar olan süreçte, ülke ekonomisine bulunduğu, 2,6 milyar dolarlık katkının yanı sıra yakıt tasarrufu, emisyon azalımı ve kaza maliyeti tasarrufu açısından da önemli kazanımlarda bulundu.

        Yakıt Tasarrufu... 304 bin ton.

        Emisyon Azalımı... 5,5 milyon ağacın üstleneceği göreve eşdeğer 139 bin ton.

        Kaza Maliyeti Tasarrufu... 687 milyon araç/kilometre azalımı.

        Ağustos 2026 verilerine göre açıldığından bu yana tünel, toplamda yaklaşık 197 milyon geçişe ev sahipliği yaptı. Günlük günlük ortalama 78 bin birim aracın üzerine çıktı.

        Yap-İşlet-Devret modeliyle yapım ve işletimini Türkiye'den Yapı Merkezi ve Güney Kore'den SK Ecoplant ortaklığıyla kurulan Avrasya Tüneli İşletme İnşaat ve Yatırım A.Ş. (ATAŞ), Avrasya Tüneli'ni 22 Eylül 2041'de devlete devredecek. Bu tarihten sonra tünelden elde edilen tüm gelir hazineye aktarılacak.

        2041'E KADAR 8,6 MİLYAR DOLAR KAMU TASARRUFU SAĞLAYACAK

        Deloitte tarafından yapılan Ekonomik Etki ve Harcama Getirisi Analizine göre, tünelin sözleşme süresi boyunca 7 milyar doları verimlilik kazancından, 1,6 milyar doları ise dışsal tasarruflardan gelen, projenin yatırım tutarının yaklaşık 7 katına eşdeğer, toplam 8,6 milyar dolar kamu tasarrufu sağlayacak. Brüt katma değere 1,7 milyar dolar katkıda bulunacak projenin ayrıca 364 milyon dolar ek vergi geliri üretmesi ve 53.734 istihdam sağlaması bekleniyor.

        2041'E KADAR NELER KAZANDIRACAK?

        • Zaman Tasarrufu... 727 milyon saat (7 milyar dolar)

        • Yakıt Tasarrufu... 1,1 milyar litre (1,4 milyar dolar)

        • Karbondioksit Tasarrufu... 394 bin ton (117 milyon dolar)

        • Kaza Kazancı... 2,5 milyar km (95 milyon dolar)

        Avrasya Tüneli'nin paylaşılan verileri; pandeminin yarattığı geçici duraksama dışında, projenin trafik hacmini katlayarak artırdığını ve İstanbul trafiğinde öngörülebilir, güvenli bir alternatif koridor olma niteliğini pekiştirdiğini ortaya koyuyor. Sürdürülebilir, dengeli yön dağılımı ve yüksek otomobil kullanım oranı, tünelin kentsel entegrasyonunun başarıyla tamamlandığını gösteriyor.

        YENİ BİR ÖDÜL KAZANDI

        Bugüne kadar ulusal ve uluslararası prestijli kurum ve kuruluşlardan ödül kazanan Avrasya Tüneli, birkaç güm önce yeni bir ödüle lâyık görüldü. Tünel, 2024–2025 Sürdürülebilirlik Raporu, dünya genelinde iş dünyasındaki başarıları ödüllendiren Stevie Awards’ın The 23rd Annual International Business Awards programı kapsamında 'Best Sustainability Report' kategorisinde Gold Stevie Ödülü aldı. 82 ülke ve bölgeden 3.400’ün üzerinde başvurunun değerlendirildiği organizasyonda alınan bu ödül, Avrasya Tüneli’nin sürdürülebilirlik performansını, hedeflerini ve yarattığı değeri uluslararası standartlarda şeffaf biçimde raporlama yaklaşımının önemli bir göstergesi oldu.

        Avraya Tüneli'nin sürdürülebilirlik çalışmalarının göstergelerinden biri olan solar panelin oldukça ilginç bir hikâyesi bulunuyor. Tünelin çatı tipi güneş enerjisi santralinde, bir karganın düşürdüğü taşla zarar görerek işlevini kaybeden panel, sanatçı ve akademisyen Dr. Işıl Eğrikavuk tarafından bir esere dönüştürülerek değerlendirildi.

        Toplam 14 milyon adam-saatlik çalışma, herhangi bir ölümlü veya ciddi yaralanmalı kaza yaşanmadan başarıyla tamamlandı.

        DEPREME NE KADAR DAYANIKLI?

        Deprem davranışıyla ilgili tasarımda, moment büyüklüğü 7,25 kabul edilmiş olup; tünelin 500 yılda bir görülebilecek depreme karşı 'Servis şartları' ve 2500 yılda bir görülebilecek depreme karşı ise 'Güvenlik şartları' bozulmaksızın davranabileceği ortaya konuldu.

        Video Oynatıcısı yükleniyor.
        Yayın Tipi CANLI
         
        Süre 0:00
        Toplam Süre 2:22
        • Ayarlar
        • Yakınlaştır
        Yüklendi: 3.52%
        Kalan Süre 2:22
        1x
        • Bölümler
        • açıklamalar kapalı, seçildi
        • default, seçildi
        10 saniye
        10 saniye
        CoreJS (8.23.4)
        HopeVideoJS (1.1.13)
        1xx

        En derin deniz tabanından 106 metre aşağıda olan tünelin kazısını yapan 'Yıldırım Bayezid' adı verilen tünel açma makinesi olan TBM; 33,3 kW/m2'lik kesici kafa gücüyle Avrasya Tüneli'nin yapım aşamasında dünyada 1'inci sıradaydı.

        MÜZESİ DE VAR

        Avrasya Tüneli'nin işletme ve bakım binasında kurulan müze, tünelin yapım aşamasında kullanılan materyallerin yanı sıra 3 yıl önce hayatını kaybeden Yapı Merkezi Holding'in kurucu ortağı, inşaat mühendisi Ersin Arıoğlu'nun kişisel eşyalarına ev sahipliği yapıyor ve ziyarete gelenlerin ilgisini çekiyor.

        Bir kültürümüz hızla aşınıyor
        Bir kültürümüz hızla aşınıyor Haberi Görüntüle
        ÖNERİLEN VİDEO
        Video Oynatıcısı yükleniyor.
        Yayın Tipi CANLI
         
        Süre 0:00
        Toplam Süre 3:24
        • Ayarlar
        • Yakınlaştır
        Yüklendi: 1.34%
        Kalan Süre 3:24
        1x
        • Bölümler
        • açıklamalar kapalı, seçildi
          10 saniye
          10 saniye
          CoreJS (8.23.4)
          HopeVideoJS (1.1.13)
          1xx

          Bugün Ne Oldu? 13 Ağustos 2026 haberleri: Alihan Kuriş dahil 49 gözaltı, TCMB enflasyon tahminini revize etti, Motorinde ÖTV düzenlemesi, Vergi rekortmenleri açıklandı

          Günün öne çıkan haberlerini Helin Genç "Bugün Ne Oldu?"da anlatıyor.ALİHAN KURİŞ DAHİL 49 GÖZALTIAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan operasyonda, Alihan Kuriş dahil 49 şüpheli için gözaltı kararı verildi. MASAK incelemelerinde, Alihan Kuriş Suç Örgütü yapılanmasıyla bağlantılı kişi ...
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Pablo Picasso yeni bir tartışma yaratacak

          Barcelona'da Ema Film adında yapım şirketi bulunan yönetmen ve yapımcı Erdal Murat Aktaş, dünyaca ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun torunu Marina Picasso'nun 2001'de yayımladığı 'Dedem Picasso' adlı kitabın film haklarını satın aldığını açıklamıştı. Zaman zaman arayıp; "Ne oldu, çekimlere ne zaman başlıyorsunuz?" diye sorduğum Aktaş, dün arayarak çekimler için hazır hale gelindiğini söyledi. Erdal Murat Aktaş, senaryonun yazımının, çekimlerin gerçekleştirileceği İspanya, Fransa ve Kamboçya'da çekim izinleri, mekân seçimi ve bütçenin temin edilmesi için 3 yıldır sürdürdükleri çalışmaları tamamladıklarını dile getirerek "Picasso's Shadow" adını verdiği film için "2027'nin ilk aylarında sete gireriz" dedi.

          Pablo Picasso (1881 - 1973)
          Pablo Picasso (1881 - 1973)

          Geleneksel sanatçı biyografileri genellikle dehanın yaratım süreçlerini, başarılarını ve ilham kaynaklarını estetize etme eğiliminde oluyor. Ancak "Picasso's Shadow", 'Dedem Picasso'nun uyarlaması olduğu için Pablo Picasso'nun ikonik kimliğinin arkasında bıraktığı yıkıcı mirasına odaklanırken bir dâhinin eser üretme özgürlüğü için, yakın çevresine ve özellikle çocuklarına yaşattığı psikolojik tahribatı meşru kılıp kılmayacağını sinema diliyle sorgulayacak.

          Erdal Murat Aktaş
          Erdal Murat Aktaş
          REKLAM

          "Picasso's Shadow"a uyarlanacak olan 'Dedem Picasso'nun yazarı Marina Picasso'nun çok ilginç ve sıra dışı bir yaşamı bulunuyor.

          Şöyle;

          Paulo Picasso ile Émilienne Lotte'nin kızı olan Marina Picasso'ya dedesinin yaklaşık 10 bin eseriyle Cannes'daki konutu Villa La Californie miras kaldı.

          Marina Picasso
          Marina Picasso

          Marina Picasso, dedesinin eserlerini sergilemek isteyen sanat galerilerine belli dönemler için kiralayarak ve aralarında 'La Famille' ve 'Palette et Tête de Taureau' adlı tabloların da bulunduğu bazı eserleri satarak elde ettiği kazancı yardıma muhtaç çocuklar için kullanırken Vietnam'ın Thu Duc bölgesinde kimsesiz çocuklar için büyük bir yardım köyü kurdu.

          Marina Picasso'nun kendisine kalan mirasla çocuklara yardım etmeye yönlendiren itici neden ise dedesinin çocuklarına karşı uyguladığı maddi ve manevi eziyet.

          'Dedem Picasso'da Pablo Picasso'dan "Bencil, manipülatif ve çevresindeki insanları sanatı için harcayan biri" olarak tanımlayan Marina Picasso, dedesinin çocuklara çok az bir harçlık verdiğini, onları kapısında saatlerce ağlatarak beklettiğini yazdı. 3'ü evlatlık edindiği Vietnamlı, ikisi biyolojik olmak üzere 5 çocuğu bulunan Marina Picasso, babası Paulo Picasso'nun çocukken yaşadığı eziyeti çocuklara yardım ederek bertaraf etme yolunu seçti.

          ÖNERİLEN VİDEO
          Video Oynatıcısı yükleniyor.
          Yayın Tipi CANLI
           
          Süre 0:00
          Toplam Süre 1:28
          • Ayarlar
          • Yakınlaştır
          Yüklendi: 8.96%
          Kalan Süre 1:28
          1x
          • Bölümler
          • açıklamalar kapalı, seçildi
          • default, seçildi
          10 saniye
          10 saniye
          CoreJS (8.23.4)
          HopeVideoJS (1.1.13)
          1xx

          Gürlek: Fenerbahçe'nin otobüs saldırısında 5 gözaltı

          Gürlek: Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımını taşıyan otobüse 4 Nisan 2015 tarihinde Trabzon'da gerçekleştirilen silahlı saldırı, hafızalardaki yerini korumaktadır. Otobüs şoförünün ağır yaralandığı, futbolcuların ve kulüp görevlilerinin büyük bir tehlike atlattığı bu saldırı milletimizin vicdanınd...
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Aleyna Tilki, Meghan Markle ve Yaz Yıldırım üzerinden psikolojik yansıtma

          Lise son sınıftaki psikoloji dersinde, 'Yansıtma' başlıklı bir konu vardı. Günlük yaşamımızda en çok işimize yarayan konulardan biri oldu. Kendi hayatlarındaki boşlukları veya kaygıları örtmek amacıyla başkalarına odaklanmayı bir savunma mekanizması veya kıyaslama eğilimi olarak tanımlayan yansıtmayı, öğretmenimiz "Kişinin kendi tabağına değil, hep başkalarının tabağına bakması" olarak örneklemişti.

          Bu kişiler sevilmez, istenmez. Çünkü her daim haset tohumları ekme potansiyeline sahip oldukları için tehlikelidirler.

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf
          REKLAM

          Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte yansıtma kitlesel bir hal aldı. Son birkaç gün içinde Türkiye'de ve yurt dışında art arda yaşanan üç olay, bu durumun en çarpıcı örneklerini gözler önüne serdi. Aleyna Tilki'nin hayranlarıyla yaşadığı gerilim, Meghan Markle'ın doğum günü paylaşımı üzerinden maruz kaldığı kitlesel linç ve Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'ın 12 yaşındaki kızı Yaz Yıldırım'ın sosyal medyada hedef alınması...

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          Aleyna Tilki’nin kendisinden sürekli yeni şarkı talep eden hayran kitlesine verdiği sert tepki, modern müzik endüstrisindeki beklenti uyuşmazlığını ve tüketim kültürünü gözler önüne serdi. Dijital çağın getirdiği hızlı tüketim alışkanlıkları, dinleyicilerin şarkıcıları birer içerik makinesi olarak görmesine yol açıyor. Hayran kitlesi her yıl yeni bir hit beklerken; Tilki, yaratıcı sürecin zaman ve içsel motivasyon gerektirdiğini savunarak bu baskıya tepki gösterdi.

          Aleyna Tilki'nin "Ben size sevmeyi böyle mi öğrettim?" serzenişi, ilişkinin saf bir sevgi bağından çıkıp saf bir tüketim mekanizmasına indirgenmesinden duyduğu rahatsızlığı gösterdi. Eleştiriler arttıkça iğneleyici bir üslupla "Kudurun egomdan" demesi, linç kitlesinin baskısına karşı örülen kalın bir koruma duvarı oldu. Tilki'nin hayranlarına "Gidin bu yıla kadar yaptıklarımı bir sindirin ilk önce" diyerek ödev vermesi, yaratıcı süreçteki mutlak otoritesini koruma çabasının bir dışavurumu olarak gözler önüne serildi.

          REKLAM

          KÜRESEL PSİKOLOJİK YANSITMA

          Eşi Sussex Dükü Prens Harry ile birlikte İngiliz kraliyet ailesinden ayrılıp ABD'ye yerleşen Meghan Markle, ne yaparsa yapsın eleştiri oklarının hedefi olmaktan kurtulamıyor. Geçtiğimiz günlerde 45'inci yaşını kutlarken mutfakta dans ettiği ve başına oyuncak bir taç taktığı neşeli bir video paylaşması, "Sen başına ancak oyuncak taç takarsın" içerikli küresel çapta bir dijital linç dalgası başlattı.

          Meghan Markle örneği, kamusal figürlerin özel alanlarının tamamen ortadan kalktığı dijital psikolojik yansıtmanın en net tablosu olarak göze çarptı. Evinin mutfağında, çocukları ve eşiyle geçirdiği masum ve neşeli bir an bile kitleler tarafından didik didik incelenirken klavye silahşörlerinin videoyu "Asla kraliçe olamayacağı için taç takarak tatmin olmaya çalışıyor" şeklinde yorumlaması, bireylerin kendi içsel eksikliklerini ve kıskançlıklarını başkaları üzerinden dışavurmasının klasik bir örneğiydi.

          DİJİTAL ZORBALIĞA UĞRADI

          Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'ın 12 yaşındaki kızı Yaz Yıldırım hakkında sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve bunun sonucunda yaşanan hukuki süreç, sınır ihlalinin çocuk boyutuna uzanan karanlık yüzünü gösterdi. Yaz Yıldırım'ın neden sürekli babasının yanında olduğunun sorgulanması, hatta akıl almaz eleştirilere maruz kalması, empati yoksunluğunun ve dijital zorbalığın vardığı boyutu özetledi.

          Aziz Yıldırım'ın şikâyeti üzerine kızı Yaz Yıldırım'a yönelik sosyal medya paylaşımlarında bulunan Ç.Y, ev hapsine çarptırıldı.

          REKLAM

          PSİKOLOJİK OLARAK SAĞLIKSIZ BİR RUH HALİNİN İŞARETİ

          Eleştiride bulunan kitlenin, 12 yaşında bir çocuğun tatilde olabileceğini, babasıyla vakit geçirmekten keyif alabileceğini ya da bir ebeveynin evladıyla bağ kurma hakkını hiçe sayması tam anlamıyla bir zihinsel sınır ihlali oldu. Toplumdaki bazı kesimlerin kendi içsel huzursuzluklarını ve otorite figürlerine duydukları öfkeyi, doğrudan bir çocuğun günlük yaşamına kanalize etmesi, psikolojik olarak sağlıksız kolektif ruh halinin işareti.

          Aleyna Tilki, Meghan Markle ve 12 yaşındaki Yaz Yıldırım'ın yaşadığı bu olaylar; coğrafya fark etmeksizin psikolojik yansıtmanın örneklerini sergiliyor. Başkalarının hayatlarını sürekli gözetim altında tutma, her hareketi bir anlam arayışına veya komploya dönüştürme eğilimi, modern insanın kendi iç boşluklarını kapatma çabasından başka bir şey değil. Şarkıcıların yaratıcı özgürlüklerine saygı duyulmadığı, kamusal figürlerin en masum özel anlarının bile linç malzemesi yapıldığı ve en önemlisi çocukların mahremiyetinin hiçe sayıldığı bu durum, empati ve sınır bilincinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

          ÖNERİLEN VİDEO
          Video Oynatıcısı yükleniyor.
          Yayın Tipi CANLI
           
          Süre 0:00
          Toplam Süre 2:44:13
          • Ayarlar
          • Yakınlaştır
          Yüklendi: 0.06%
          Kalan Süre 2:44:13
          1x
          • Bölümler
          • açıklamalar kapalı, seçildi
          • default, seçildi
          10 saniye
          10 saniye
          CoreJS (8.23.4)
          HopeVideoJS (1.1.13)
          1xx

          Olaylar Ve Görüşler - 10 Ağustos 2026 (Süreç Yasası: Kim Evet, Kim Hayır Diyor?)

          Türkiye siyasetinin en önemli gündem maddelerinden biri olan "Terörsüz Türkiye" süreci, Meclis'teki siyasi partilerin tutumları ve "Çerçeve Yasa" tartışmasıyla yeniden gündemde. Hangi parti sürece destek verdi, hangi parti hangi gerekçeyle karşı çıktı? Çerçeve Yasa tartışması muhalefet cephesinde ye...
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Kızılay'a kan bağışı artıyor

          Dün Üsküdar'daki Kızılay Kan Bağış Noktası'nın önünden geçerken gözüme çarpan sakinlik, son dönemin en çok tartışılan konularından birini yeniden aklıma getirdi. "Acaba bağışçı sayısında sahiden bir azalma mı vardı, yoksa o an bana tesadüfen mi öyle denk gelmişti?"

          İKİ KEZ GERİLEME GÖRÜLDÜ

          Malum, özellikle 6 Şubat 2023’teki o büyük Kahramanmaraş depremlerinin ardından AHBAP Derneği'nin Kızılay'ın kurumsal itibarına yönelik saldırısının kan bağışını azalttığı yönünde birçok iddia ortaya atıldı. Ancak madalyonun arkasında, anlık tartışmaların ötesine geçen çok daha derin ve çarpıcı bir hikâye yatıyor. Son 10 yıllık Kızılay kan bağışı istatistiklerine baktığımızda, tablo bize büyük bir gerçeklik sunuyor. Son 10 yılda kan bağışı miktarı, yıllık bazda sadece iki kez bir önceki yıla oranla gerileme kaydetti.

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          Veriler incelendiğinde, Kızılay'ın toplumsal bağış refleksinin ne kadar güçlü olduğu açıkça görülüyor. Ancak bu refleksin sekteye uğradığı iki istisnai dönem, tablonun seyrini net bir şekilde özetliyor.

          REKLAM

          Hayatın neredeyse tamamen durduğu, sokağa çıkma kısıtlamalarının ve korkunun hâkim olduğu 2020'deki COVID-19 Pandemisi bağış sayılarını kaçınılmaz olarak aşağı çekti. İnsanların evlerine kapandığı bu süreç, lojistik ve psikolojik engeller nedeniyle bağışlarda belli oranda bir düşüşe yol açtı.

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          2023'te asrın felaketi olarak kayıtlara geçen Kahramanmaraş depremlerinin hemen ardından yaşanan yoğun kurumsal tartışmalar ve Kızılay'a yönelik algı operasyonu bir ölçüde gerilemeyi beraberinde getirdi. Toplumsal hassasiyetlerin dorukta olduğu bu dönem, doğrudan bağış grafiğine yansıdı.

          SON 10 YILIN KAN BAĞIŞ TABLOSU

          • 2016... 2 milyon 141 bin 762 ünite (%10,5 artış)

          • 2017... 2 milyon 391 bin 570 ünite (%11,7 artış)

          • 2018... 2 milyon 571 bin 482 ünite (%7,5 artış)

          • 2019... 2 milyon 809 bin 237 ünite (%9,2 artış)

          • 2020... 2 milyon 370 bin 912 ünite (%15,6 azalış)

          • 2021... 2 milyon 751 bin 692 ünite (%16,1 artış)

          • 2022... 2 milyon 809 bin 763 ünite (%2,1 artış)

          • 2023... 2 milyon 674 bin 375 ünite (%4,8 azalış)

          • 2024... 2 milyon 800 bin 002 ünite (%4,7 artış)

          • 2025... 3 milyon 041 bin 277 ünite (%8,6 artış)

          Tabloda da görüldüğü gibi toplumumuzun hassasiyetleri sonucunda 2025'te 3 milyon barajının aşılmasıyla kan bağışında tarihî rekor kırıldı. Üsküdar’da o gün o bağış noktasının önünden geçerken belki sakin bir ana denk gelmiştim. Rakamlar gösteriyor ki insanımızın hayat kurtarma iradesi ve dayanışma kültürü daim. Zira 2026'nın ilk 5 ayında 1 milyon 246 bin 400 ünite kan bağışlanması bunun en somut göstergesi oldu.

          KİMLER KAN VEREBİLİR?

          Kronik ve ciddi hastalığınızın olmamanız şartıyla 18-65 yaş aralığında (19 yaşından gün almış, 65 yaşını doldurmamış), 50 kilogramın üzerinde olmanız gerekir. İlk kez bağış yapacakların 61 yaşından gün almamış olması önemlidir. Erkekler 3 ayda bir, fizyolojik özellikleri nedeniyle kadınlar ise 4 ayda bir kan verebilir.

          ÖNERİLEN VİDEO
          Video Oynatıcısı yükleniyor.
          Yayın Tipi CANLI
           
          Süre 0:00
          Toplam Süre 9:58
          • Ayarlar
          • Yakınlaştır
          Yüklendi: 1.66%
          Kalan Süre 9:58
          1x
          • Bölümler
          • açıklamalar kapalı, seçildi
          • default, seçildi
          10 saniye
          10 saniye
          CoreJS (8.23.4)
          HopeVideoJS (1.1.13)
          1xx

          Kağıthane'de Bedriye'yi öldüren kocasının ifadesi ortaya çıktı: Cesedi battaniyeye sarıp kayınvalidemle sohbet ettim

          Doğan Can CESUR / İSTANBUL (DHA) - KAĞITHANE'de 3 çocuk annesi Bedriye Karaçay (27) , eşi Volkan K. (30) tarafından boğularak öldürüldükten sonra cesedi Sarıyer Ayazağa'daki ormanlık alanda bulundu. Polis ekipleri tarafından yakalanan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Volkan K.'nın ifadesi ortaya ...
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Edebiyat, 10-15 dakikaya kurban ediliyor

          Son zamanlarda dijital mecralarda kitap özetlerini dinlemek, günlük rutinimin vazgeçilmezi olmuştu. Kendi adıma dünya klasiklerinin özetlerini dinlemek hem hatırlatma, hem de sayfalarını çevirdiğim erken yaşlarıma bir selam verme adına beni ziyadesiyle mutlu ediyordu.

          Sefiller (Temsili fotoğraf)
          Sefiller (Temsili fotoğraf)

          Ta ki 2005'te yazdığım 'Mavi Kelebeğin Savaş Dansı'nın özetinin dijital mecralarda yayınlanması halinde neler hissedeceğime yönelik bir düşünce, zihnimin tam orta yerine çöreklenene kadar.

          İnce Memed (İsmail Gülgeç çizimi)
          İnce Memed (İsmail Gülgeç çizimi)

          Kitabı yazmak için elde ettiğim bilgi birikimi için verdiğim emeğe, harcadığım zamana saygısızlık olacağı düşüncesi beni kızdırırken; özetini dinlediğim kitapların yazarları adına derin bir utanç duygusuyla sarsıldım.

          DÜNYA KLASİKLERİ VE YAZARLARI

          • Yaşar Kemal... İnce Memed, Yılanı Öldürseler, Yer Demir Gök Bakır

          • Lev Tolstoy... Savaş ve Barış, Anna Karenina, İnsan Neyle Yaşar

          • Fyodor Dostoyevski... Suç ve Ceza, Beyaz Geceler, Karamazov Kardeşler

          • John Steinbeck... Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri

          • Miguel de Cervantes... Don Kişot, Persiles ile Sigismunda'nın Acıları

          • Ömer Seyfettin... Kaşağı, Pembe İncili Kaftan, Diyet

          • William Shakespeare... Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth

          • Anton Çehov... Vişne Bahçesi, Üç Kız Kardeş, Vanya Dayı

          • Victor Hugo... Sefiller, Notre Dame'ın Kamburu, Bir İdam Mahkumunun Son Günü

          • Honoré de Balzac... Vadideki Zambak, Sönmüş Hayaller, Goriot Baba

          • Gustave Flaubert... Madame Bovary, Salambo, Ermiş Antonius ve Şeytan

          • Stendhal... Kırmızı ve Siyah, Armance, Lucien Leuwen

          • Gabriel García Márquez... Kırmızı Pazartesi, Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk

          • Orhan Pamuk... Cevdet Bey ve Oğulları, Masumiyet Müzesi, Kara Kitap

          * Listede her yazarın 3'er eserine yer verildi.

          Yukarıda adı geçen yazarlar, zamansız eserlerinin sadece özetinin sunulduğunu görselerdi acaba neler hissederdi?

          "Ooo ne iyi, en azından özeti dinleniyor mu?" yoksa "Affedersiniz; 'Örümcek Adam'ın, 'Odyssey'in, 'Titanic'in, 'Bergen'in, 'Ölümlü Dünya'nın özetini mi izliyorsunuz? O halde ne emeklerle, ne fedakârlıklarla yazdığımız dünya klasikleriyle derdiniz nedir?" mi derlerdi?

           Anna Karenina (Temsili fotoğraf)
          Anna Karenina (Temsili fotoğraf)

          Hayatta olmamaları kendilerine ve eserlerine saygı duymamayı mı gerektiriyor? Hayatta olan Nobel Edebiyat ödüllü Orhan Pamuk kitaplarının özet halinde sunulmasına acaba edebi bir dille nasıl yorum yapar?

          Orhan Pamuk
          Orhan Pamuk
          REKLAM

          Dijital çağın getirdiği en büyük pratikliklerden biri olan, bilgiye en kısa yoldan ulaşma isteğini kabul edip cebime koyuyorum, o ayrı...

          Ne var ki; kitap okuma alışkanlığı olmayanlara veya olsa bile zamanı olmayanlara / zaman ayırmayanlara bir rehber gibi sunulan kitap özetleri, kanımca edebiyatın ruhuna ve okuma kültürüne ciddi boyutta zararlar veriyor.

          Romeo ve Juliet (Temsili fotoğraf)
          Romeo ve Juliet (Temsili fotoğraf)

          Zira edebiyat, yalnızca karakterlerin başından geçen olayların bir listesinden ibaret değil; bir yaşantı ve bir yolculuk...

          Bir yazarın kelime seçimi, cümlelerindeki ritmi, metaforları ve iç dünyasındaki çatışmaları / barışları edebiyatı, edebiyat yapan unsurların başında geliyor. Dijital özetler ise bu sanatsal dokuyu tamamen soyutlayarak eseri kuru bir olay örgüsüne indirgiyor.

          Kırmızı Pazartesi (Temsili fotoğraf)
          Kırmızı Pazartesi (Temsili fotoğraf)

          Okurlarla eser / yazar arasındaki o derin ilişki koparken; yerini, başkasının süzgecinden geçmiş bir anlatım formuna bırakıyor. Kanımca bir romanın özetini dinlemek, bir yemek tarifini okumak gibidir; asla o yemeğin lezzetini, kokusunu ve doyuruculuğunu vermez.

           Madame Bovary (Temsili fotoğraf)
          Madame Bovary (Temsili fotoğraf)

          Bir büyük sakınca da 10-15 dakikalık bir özeti dinleyen kişilerde o eseri tüketmiş ve hakkında fikir sahibi olmuş gibi hissi vererek sahte bir kültürel birikim ve özgüven oluşturması. İnsanlar, edebi metinlerden kaçarak bu özetler aracılığıyla kestirme yoldan kültürlü görünme eğilimine kapılırken, zihinsel tembellikleri tetikleniyor.

          Don Kişot (Temsili fotoğraf)
          Don Kişot (Temsili fotoğraf)

          Sürprizlerin, karakterlerin dönüşümlerinin ve felsefi kırılma noktalarının es geçilmesi, eserin yaratacağı etkiyi tamamen sıfırlıyor. Eserin derinliklerine inilmediği için insanlarda; "Dünya klasiği dedikleri bu muymuş?" şeklinde alaycı bir düşüncenin oluşmasına yol açma riskiyle edebiyat da edebiyatçılar da özetlere kurban ediliyor.

          Gazap Üzümleri (Temsili fotoğraf)
          Gazap Üzümleri (Temsili fotoğraf)
          ÖNERİLEN VİDEO
          Video Oynatıcısı yükleniyor.
          Yayın Tipi CANLI
           
          Süre 0:00
          Toplam Süre 11:42
          • Ayarlar
          • Yakınlaştır
          Yüklendi: 0.85%
          Kalan Süre 11:42
          1x
          • Bölümler
          • açıklamalar kapalı, seçildi
          • default, seçildi
          10 saniye
          10 saniye
          CoreJS (8.23.4)
          HopeVideoJS (1.1.13)
          1xx

          "Çerçeve yasa" görüşmeleri tamamlandı, pazartesi Meclis'e geliyor

          Terörsüz Türkiye kapsamında Meclis'e sunulan, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlandı. Dün yapılan toplantıda teklifin tamamı üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Çerçeve yasa olarak bilinen teklif Adalet Komisyonu'nda k...
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Mutfak kültürümüz hızla aşınıyor

          Son zamanlarda emlak ilanlarında daha çok çay-kahve yapmaya uygun Amerikan mutfaklı dairelerin çokluğu dikkatimi çekiyor. Artık sadece küçük dairelerde değil, orta ve üst segment geniş konutlarda bile açık mutfakların ana akım bir tasarım tercihi haline gelmesi, evlerde tencere kaynamasını engelleyen mimari bir dönüşüme işaret ediyor.

          NEDEN ARTIYOR?

          • Lüks Algısı... Türkiye'de Amerikan mutfaklar ilk olarak 1990'lı yılların sonlarında ve 2000'lerin başlarında lüks sitelerde ve rezidanslarda görülmeye başlandığında modernliğin ve lüksün simgesi olarak pazarlandı.

          • Kentsel Dönüşüm ve Maliyetler... 2010'lu yıllarla birlikte hız kazanan kentsel dönüşüm dalgası ve özellikle büyük şehirlerdeki arsa maliyetlerinin artışı, metrekarelerinin küçülmesine yol açtı. Salonla mutfağı ayıran duvarların kaldırılması, dar alanları daha geniş göstermenin en pratik yolu olarak sunuldu.

          Tencere yemeklerinin gelenekselliğini dışlayan, daha ziyade bir çay-kahve köşesi işlevi gören bu mutfakların yaygınlaşması, kaçınılmaz olarak şu can sıkıcı soruyu akla getiriyor; "Evde yemek pişirme kültürü zayıflıyor mu, mutfak mirasımız evlerimizden tahliye mi ediliyor?"

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          KARŞIMIZA BİR İKİLEM ÇIKIYOR

          Evin kalbi olma vasfını yitirerek yaşam alanını işgal eden bir servis ünitesine dönüşmesi; koku, buhar ve bulaşık endişesi mutfakları iyiden iyiye küçültüyor. Tabii burada karşımıza bir ikilem çıkıyor. "Acaba mutfaklarımızın duvarlarını yıkarak geleneksel yemek pişirme kültürümüzü kendi ellerimizle mi aşındırıyoruz, yoksa değişen hayat şartları ve hızlanan şehir yaşamı bizi bu mimari tercihe mecbur mu bırakıyor?"

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          TEK ETKEN MİMARİ ÇİZİMLER DEĞİL

          Konuya bu açıdan bakıldığında, tencere yemeklerinden uzaklaşmamıza neden olan tek etkenin mimari çizimler olmadığı görülüyor. Çalışma saatlerinin esnemesi, şehir içi ulaşımın yarattığı yorgunluk, yemek yapmayı yaratıcı bir ritüelden zahmetli bir iş yüküne dönüştürdü.

          REKLAM
          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          Geleneksel Türk evlerinde mutfak; sadece yemek yapılan değil, bereketin, paylaşıma dayalı emeğin ve sevginin paylaşıldığı bağımsız bir yaşam alanıydı.

          Temsili fotoğraf
          Temsili fotoğraf

          Çekirdek aile yapısına geçiş, kadınların iş hayatına daha yoğun katılımıyla ev yemekleri geleneği tarihindeki en büyük kırılmalardan birini yaşıyor. Mutfaklarımız duvarlarını kaybettikçe, evdeki hayatın kalbi de ne yazık ki yavaş atmaya başlıyor.

          HANGİ SORUNLARI ÜRETİYOR?

          • Kültürel ve Sosyal Çözülme... Kimliğimizi ve toplumsal bağlarımızı besleyen koruyucu unsurlarından biri olan yemek yapma kültürünün zayıflaması, el becerilerini ve estetik duyarlılığı da köreltiyor.

          • Sosyal Alan Değişimi... Evler küçüldükçe sosyalleşme tamamen dışarıya kayarken, bir evi ev yapan ve mutfak etrafında kurulan o sıcak ilişkiler zayıflıyor; ev halkı birbirine yabancılaşıyor.

          Kanımca mutfağını kaybeden bir kültür, evinin merkezini kaybeder. Şimdi kendimize şunu sormalıyız; "Kültürümüzün yok olmasına boyun mu eğeceğiz, yoksa geleneksel tencere yemekleriyle kültürel mirasımızı yaşatmaya devam mı edeceğiz?

          Alan çok binen yok
          Alan çok binen yok Haberi Görüntüle
          ÖNERİLEN VİDEO
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet 'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün'ün günlük brüt kârı 59 milyon dolar

          Sinema dünyası son yılların en sarsıcı finansal başarılarından birine tanıklık ediyor. 'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün', vizyonunun ilk 6 gününde küresel ölçekte elde ettiği 1 milyar 155 milyon dolarla yapımcılarına muazzam bir kazanç sağladı.

           'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün', Türkiye'de 725.411 kişiyle açılış yaparken, hasılatı 4 milyon 780 bin dolar oldu.
          'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün', Türkiye'de 725.411 kişiyle açılış yaparken, hasılatı 4 milyon 780 bin dolar oldu.

          Tüm zamanların gişe rekorunu 2 milyar 923 milyon dolarla 2009 yapımı 'Avatar' elinde bulunuyor. 'Avatar'ın elde ettiği hasılatın günümüzdeki karşılığı ise 4 milyar 550 milyon dolar seviyesinde. 'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün'ün yakaladığı ivme, bu tahtın sarsılabileceğinin en büyük göstergesi oldu.

          Destin Daniel Cretton'ın yönettiği filmde başrolleri; Tom Holland, Zendaya, Mark Ruffalo ve Jon Bernthal paylaştı.
          Destin Daniel Cretton'ın yönettiği filmde başrolleri; Tom Holland, Zendaya, Mark Ruffalo ve Jon Bernthal paylaştı.

          GÜNLÜK KÂRI 59 MİLYON DOLAR

          Yaklaşık 225 milyon bütçeyle çekilen 'Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün'ün, 6 gündeki brüt kârı sinema salonlarının payı çıktıktan sonra 352 milyon dolar. Bir başka ifadeyle yapım şirketleri Columbia Pictures, Marvel Studios ve Pascal Pictures, günde 59 milyon dolar kâr elde etti. Columbia Pictures, Marvel Studios ve Pascal Pictures ortaklığıyla çekilen film, yapımcılarına adeta para basıyor. Rakamlar bu kadar büyük olunca, insan "Bu nasıl bir kazanç?" demeden edemiyor. Filmin hasılatının büyüklüğünü daha somut bir boyuta taşımak için Türkiye sinema sektörüyle yapılan karşılaştırma, hasılatın büyüklüğünü daha net bir şekilde gözler önüne seriyor.

          Son 10 yılda Türkiye'de 1288 Türk filmi gösterime girdi. Bu filmlerin TÜFE Genel Enflasyon oranlarına göre güncel toplam hasılatı; 37.094.645.077 TL (779.386.047 dolar)

          2016-2025 ARASINDA GÖSTERİME GİREN TÜRK FİLMLERİNİN TOPLAM HASILATI

          • 2016... 350.833.282 TL (4.258.752.530 TL)

          • 2017... 473.617.957 TL (5.137.623.742 TL)

          • 2018... 544.780.356 TL (4.905.583.919 TL)

          • 2019... 532.711.165 TL (4.366,635.984 TL)

          • 2020... 235.262.644 TL (1.661.150.011 TL)

          • 2021... 55.167.157 TL (652.075.795 TL)

          • 2022... 631.941.258 TL (4.745.878.847 TL)

          • 2023... 1.199.254.489 TL (3.417.875.294 TL)

          • 2024... 2.526.622.667 TL (4.453.793.639 TL)

          • 2025... 2.915.173.210 TL (3.495.275.316 TL)

          * Parantez içindeki rakamlar, günümüzdeki karşılığını ifade ediyor.

          REKLAM

          '6 günde elde ettiği 1 milyar 155 milyon dolarlık hasılatın, Türkiye'de 10 yıl boyunca 1288 Türk filminin toplamda elde ettiği 779 milyon dolarlık hasılatından 1,5 kat daha yüksek olması filmin ekonomik büyüklüğünü net bir şekilde gözler önüne seriyor.

          2026'DA 1 MİLYAR DOLAR HASILATI GEÇEN FİLMLER

          • Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün... 1.155.469.617 dolar (6 günde)

          • Oyuncak Hikâyesi 5... 1.069.518.777 dolar (47 günde)

          • Michael... 1.016.068.388 dolar (103 günde)

          • Süper Mario Galaksi Filmi... 1.012.203.331 dolar (126 günde)

          ÖNERİLEN VİDEO
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Haberler Keşfet Muhammed Salah, sıfırdan zirveye ulaştı

          Mısırlı futbolcu Muhammed Salah'ın adı yaz başında Fenerbahçe ile anıldı ama kısa bir süre sonra söylentilerin gerçekle hiçbir ilgisi olmadığı anlaşıldı. Birkaç hafta önce ise Beşiktaş transfer görüşmelerine başladı başlamasına ama futbolcuyla anlaşma sağlanırken, menajerinin yüksek miktarda komisyon talep etmesi üzerine transfer gerçekleşemedi.

          Trabzonspor ile çok kısa bir süre içinde her konuda anlaşan Muhammed Salah, resmi sözleşmeyi imzalamak için dün İstanbul'a geldikten sonra akşam saatlerinde Trabzon'a gitti.

          34 yaşındaki Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transfer olması spor kamuoyu tarafından büyük bir sürpriz olarak değerlendiriliyor. İngiltere'nin Liverpool takımından transfer olan Salah'ın Türkiye'ye gelmesiyle birlikte o meşhur tartışma da başladı; "Türkiye'ye gelen en kariyerli futbolcu kimdir?"

          REKLAM

          Başarı kriterleri belli kalıplar halinde genel geçer olsa da bazı istisnalarda değişkenlik gösterebiliyor. Benim başarı kriterim ise milli takımlarda kazanılan kupa büyüklüklerinden başlıyor. Bu bağlamda aşağıdaki listede göreceğiniz 11 futbolcunun Türkiye'ye gelmeden önceki başarılarına göre sıralama; FIFA Dünya Kupası, UEFA Avrupa Kupası, UEFA Şampiyonlar Ligi Kupası, Kıtalararası Kupa ve Lig Şampiyonluğu üzerinden derledim. Buna göre 10 futbolcunun Türkiye'ye gelmeden önceki en büyük başarılarını göz önünde bulunduracak olursak sıralama; Roberto Carlos'tan başlayıp Robin Van Persie ile tamamlanıyor.

          TÜRKİYE'YE GELEN EN KARİYERLİ FUTBOLCULAR

          ROBERTO CARLOS... Brezilya / Fenerbahçe

          JUAN MATA... İspanya / Galatasaray

          MESUT ÖZİL... Almanya / Fenerbahçe - Başakşehir

          PEPE... Portekiz / Beşiktaş

          SAMUEL ETO'O... Kamerun / Antalyaspor - Konyaspor

          NICOLAS ANELKA... Fransa / Fenerbahçe

          RICARDO QUARESMA... Portekiz / Beşiktaş - Kasımpaşa

          WESLEY SNEIJDER... Hollanda / Galatasaray

          DIDIER DROGBA... Fildişi Sahili / Galatasaray

          ROBIN VAN PERSIE... Hollanda / Fenerbahçe

          Futbol dünyasında bazı kariyerler sadece kazanılan kupalarla değil, o zirveye tırmanırken aşılan engellerin büyüklüğüyle de ölçülüyor. Muhammed Salah'ın öyküsü de tam olarak böyle bir azim, adaptasyon ve kararlılık merkezine oturuyor. Mısır'ın Nagrig köyünde doğup büyüyen Salah'ın çocukluğu ve futbol kariyerinin başlangıcı büyük maddi zorluklarla geçti. Ailesi, futbol ekipmanları bile alırken büyük zorluk yaşadı. Kulübü El Mokawloon'da antrenman yapabilmek için her gün okul çıkışı 4-5 kez otobüs değiştirerek saatlerce yolculuk yapmak zorunda kalıyordu.

          Muhammed Salah, soldan üst kısımda soldan ikinci sırada görülüyor.
          Muhammed Salah, soldan üst kısımda soldan ikinci sırada görülüyor.

          Ailesinin futbol ekipmanlarını alırken maddi sıkıntı yaşadığı Muhammed Salah'ın, yılda milyonlarca dolar kazanan ünlü bir futbolcu olmasında şüphesiz hedeflerine ulaşmak için azimle çalışması bulunuyor. Salah, Mısır'ın sokaklarından Avrupa'nın dev stadyumlarına uzanan yolculuğuyla, modern futbolun en büyüleyici başarı öykülerinden birine imza attı.

          Muhammed Salah, Mısır takımı El Mokawloon'un yönetici, teknik ekip ve takım arkadaşlarıyla görülüyor.
          Muhammed Salah, Mısır takımı El Mokawloon'un yönetici, teknik ekip ve takım arkadaşlarıyla görülüyor.

          Her büyük hikâye gibi Muhammed Salah'ınki de konfor alanından çıkışla başladı. Mısır'da her şeyi bildiği, tanıdığı bir düzenden İsviçre'nin soğuk ve yabancı atmosferine adım attığında henüz çok gençti. Yabancı lisanı yoktu, yerel kültüre yabancıydı ve en temel ihtiyaçlarını bile ifade etmekte zorlanıyordu. Ancak yaşadığı bu büyük kültür şoku onu pes ettirmek yerine daha da azimli kıldı; "Tamam, bu durumla başa çıkmalısın yoksa işler daha zorlaşacak" diyerek motivasyonunu sağladı.

          İsviçre ekibi Basel, Muhammed Salah'ın kariyerindeki ilk kırılma noktası oldu. Salah, o günleri değerlendirirken Basel'in hayatındaki yerini net bir şekilde şöyle özetledi; "Eğer Basel olmasaydı böyle bir futbolcu olamazdım. Bundan yüzde 100 eminim."

          "ÂŞIK OLMUŞTUM"

          "Futbola henüz 7-8 yaşında bir çocukken âşık olmuştum. Şampiyonlar Ligi'ni izliyordum ve sokakta arkadaşlarımla oynarken Brezilyalı Ronaldo, Zidane ve Totti gibi oynamaya çalışıyordum. Bu sihirli oyuncuları çok beğeniyordum."

          Avrupa sahnesinde parladıktan sonra Premier Lig devlerinden Chelsea'ye transfer olan Mısırlı yıldız için Londra dönemi kolay geçmedi. Ancak o, yaşadığı zorlukları birer öğrenme fırsatına çevirmeyi bildi. Chelsea günlerinde profesyonelliğin inceliklerini öğrenirken, Liverpool'un hayalini kuruyordu.

          Aslına bakılırsa Chelsea'ye transfer olurken de Liverpool'un radarındaydı.

          "ÖZEL BİRİSİ OLMAK İSTİYORDUM"

          "Günümün tamamı okul, ardından yolculuk, antrenman, geri dönüş, yemek ve uyumak ile geçiyordu. Çok zor günlerdi benim için. Ama çok gençtim ve futbolcu olmak istiyordum. Büyük bir isim olmak istiyordum. Özel birisi olmak istiyordum."

          Chelsea formasıyla Anfield'a rakip olarak çıktığı ilk maçta taraftarların yarattığı atmosferden büyülenen Muhammed Salah, o gün kendi kendine söz verdi; "Bir gün buraya geleceğim ve burada oynayacağım." Öyle ki Play Station'da oynarken bile Steven Gerrard'lı, Michael Owen'lı Liverpool'u seçen Salah için bu hayal, kaçınılmaz bir hedef haline geldi.

          Liverpool hayaline giden yolda Roma dönemi, Muhammed Salah'ın hem karakterinin hem de oyun disiplininin olgunlaştığı bir süreç oldu.

          "ÇOK ZOR OLDU"

          "Ülkem dışında başka bir yere gitmek çok zor oldu. Özellikle bu kadar gençken. Mısır'da büyüdüm, Mısır hakkında her şeyi biliyordum ama İsviçre hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. İngilizcem de yoktu. Ne yemek söyleyeceğimi bile bilmiyordum."

          Roma'da, teknik direktör Luciano Spalletti'nin rehberliği Salah'ın kariyerinin seyrini değiştirdi. Spalletti'nin zekâsı ve yönlendirmeleri sayesinde sadece hücumda etkili bir kanat oyuncusu değil, aynı zamanda savunma yapmayı bilen modern bir futbolcuya dönüştü.

          Ve hayalini nihayet gerçekleştirdi... İngiltere'ye, aklından hiç çıkmayan, rüyalarını süsleyen kulübe kavuştu. Liverpool formasıyla sahaya çıktığı ilk andan itibaren Premier Lig'in elit futbolcularından biri olan Muhammed Salah, kısa sürede sadece bir futbolcu değil, Liverpool'un yaşayan efsanesi haline geldi. Anfield tribünlerinin onun adına özel şarkılar bestelemesi, bu bağın en somut kanıtıydı. Salah, bu sevgiyi şu sözlerle dile getirdi; "Taraftarlar ismimi şarkılarda kullandığında çok mutlu oluyorum. Onlara büyük saygı duyuyorum. Benim için şarkı söylemeleri... Bunun anlamı çok büyük."

          Sahalardaki hızı, akıl almaz çalımları ve golleriyle defansların korkulu rüyası olan Muhammed Salah, saha dışında ise oldukça mütevazı ve sakin bir hayat sürmesiyle tanınıyor. Futbolun getirdiği şöhreti hayatının merkezine almayan Salah, zamanının büyük kısmını ailesiyle evde geçiriyor.

          Mısır A Milli Futbol Takımı'nda 119 maçta attığı 66 golle, Hossam Hassan'ın 68 gollük rekoruna yaklaşan Muhammed Salah, kulüp takımlarında ise 334 gol atma başarısı gösterdi.

          ÖNERİLEN VİDEO
          GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
          Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz. Detaylı bilgi almak için ‘Çerez Politikasını’ ve ‘Aydınlatma Metnini’ inceleyebilirsiniz.