Ozi!yukarı gel, annen çağırıyor.
Çabuk!sütün soğuyor.
-İstemiyorum!beni rahat bırakın.
Babaannesi su istedi aniden.
Bana bir bardak su!
Cümleyi bitirince hemen elini havaya kaldırıp bekledi.
İclal hanım tuhaf tuhaf baktı babaanneye, nasıl bu kadar çabuk bir şekilde bardağı ikinci raftan alıp su doldurabilirim dedi içinden.
Suyu verdikten sonra koluna girip salona getirdi onu gözleri görmüyordu ve ayak başparmağı çocukluğunda kesildiği için destek almadan yürüyemezdi bahriye hanım.
-Gelin hanım yemek nedir acaba, bugün sıra sizin biliyorsun.
-patlıcan kebabı dedi Şükran öğretmen geçen hafta canınız çekmişti anneciğim,unuttunuz mu?
Kızlar yapmıyor demiştiniz.
-kızlar benim günümde masrafsız yemekler seçiyor öğretmen hanım.
Farkındayım ama ne derler ihtiyarın yediği çocuğun giydiği haramdır.
Rahmetli babam Fransız askerlerine büyük bir masa donatıp ağırlamıştı hepsini.
Bayramda yaptığımız yuvarlama çorbası mis gibi kokardı.
"Akıllı kızım Bahriye, sen benim en kıymetli kızımsın sakın Nafise'ye söyleme.
İclal hanım yemek önlüğünü geçirdi şimdiden.
Çok yakından baktığı zaman televizyon ekranını seçebiliyordu.
Televizyon yayını birazdan başlar , İclal hanım.
Regülatörü açıver ısınsın biraz.
Yemek fırında hazır olmuştur artık, Tekin öğretmeni ara, okul çıkışı fırından ekmek de alsın.
-Bahriye hanım ayranınız hazır buz gibi bir bardak getireyim.
Tuz atayım mı?
Sakın ha! İclal bacım tansiyonum yükselir.
Dün gece yükseldi sabaha kadar uyuyamadım.
Teras katındaki odama rüzgar girmiyor güvercinler sabaha kadar Tak, şak gürültü etti.
Sıcak bir yandan tansiyon bir yandan!
-öğretmen evinin telefon numarası nedir hanımım?
Telefonun yanındaki kağıda yazdım not defterinin arasında.
Okuma yazma bilmeyen İclal hanım rakamlar kümesini biliyordu.
Parmağını üç rakamının altındaki deliğe soktu kısa bir tur attı çember sonra altı , iki ve beş.
Çemberi çevirirken dikkatli olmalısınız, rakamı sabitlenmiş metal parçasına kadar getirdikten sonra delikten çekmeniz gerekiyor.
İclal hanım telefon rehberindeki kağıdı ararken
Kapı çaldı.
Tekin öğretmen sıcak tepsiyi karton parçaları ile iki yanından tutmuştu.
Tepsiyi örten gazetenin üzerindeki lavaşlardan buhar yükseliyordu.
Domatesin gerçekten domates , patlıcanın gerçekten patlıcan olduğu yıllardı.
-çocukları çağır İclal yemek soğumasın.
Az da olsa tuz serpelim mi anne?
Sağol kızım dedi babaanne .
Oğlumun kesesine bereket.
Onun yeri diğer üç çocuğumun yerinden farklıdır.
Beş dilim patlıcan iki dilim domates üç adet acı kırmızı biberi tabağa alıp çatalla parçaladıktan sonra sıcak lavaşa yaydı İclal hanım.
Tepsi içinde ayran ve dürümü önüne koyup yemek önlüğünü son kez kontrol etti.
-dün Saadet hanım ne yemek yaptı anne?
-Takma dişlerinin arasından yemek parçaları etrafa savrulurken dün küçük kızımdaydım dedi babaanne.
-Anne geçen ay satın aldığım küçük bahçeden yeni dünya topladım senin için dedi Tekin öğretmen.
Kırk derece sıcakta biraz zor oldu ama bindim arabaya fabrikadaki mercimek yıkama havuzuna girdim.
-oğuzhan nerede , çağırın gelsin de babaannesinin elini öpsün.
İclal hanım içinde erik , kayısı, yenidünya ve şeftali olan poşeti mutfağa götürüp yıkadı.
Maşallah, hepsi olgun.
-"iclal hanım" dedi Tekin öğretmen, akşam giderken sen de iki file al götür çocuklar yesin.
-sağolun hocam, Allah sizden razı olsun dedi İclal hanım.
Bahriye hanımın koluna girip tırabzana tutunmasına yardımcı oldu.
Ağır adımlarla çıkmaya başladı Bahriye hanım.
Her adımda biraz daha geçmişe gitti kangren olduğu için baş parmağının kesildiği güne , dere kenarında oynarken altın yüzük bulup arkadaşlarından hatta Nafise'den bile gizleyip babasına götürdüğü günü hatırladı.
-"benim akıllı kızım " demişti bir keresinde.
En güzel sabunları üretirdi babası emrinde çalışan işçilere sahip çıkar fakirleri gözetirdi her zaman.
Cumhuriyet mahallesinin en büyük sabunhanesi babasına aitti.
Misafiri çok severdi işgal için gelen Fransız gavurunu dahi ağırlamıştı.
Neden bana hiç güzel kızım demedi diye düşündü birden
Tek özelliğim akıllı olmam mı acaba?
Yeni harfler kabul edildiğinde Nafise'den önce beni çağırıp ismimi yazmayı öğretti.
Nafise uzun sarı örgülü saçları ayağında pijaması ile gelip ne yaptığımıza bakmıştı.
O zamanlarda Nizip çayı ne kadar temizdi baktığım zaman suyun kaynak noktasını görürdüm, pijamalarımızı sıyırıp ayaklarımızı soğuk suya sokardık.
Dut yaprakları hafif esen rüzgarda sallanırdı.
Izgaralarda et ve duman …
Aileler yanyana eğlenirdi.
Nafise ile serin bir ağaç gölgesi bulup PEÇİÇ oynardık.
Benim küçük erkeğim aslan oğlum Tekin nasıl da savunurdu beni babasına karşı.
Kocam üzerime kuma getirdikten sonra cesaretini toplayıp babasının karşısına çıktı
"evimize bir daha uğrama!"
Dedi.
Kocam beni dört küçük çocukla ortada bırakınca evin babası büyük oğlum Tekin oldu.
Küçük kardeşi Türkan'ı da ortaokul son sınıfa kadar okuttu öğretmen kısmet de buldu.
Daha ne olsun!
Kısa yaz gecelerinde sadece bir yada iki saat hava serinlerdi.
Cumhuriyet mahallesinin araba sahibi olan sayılı kişilerinden Tekin öğretmen 27 FZ 421 plakalı kırmızı Renault 12 arabasının sürücü koltuğuna oturur beklemeye başlardı.
Kardeş apartmanından yaklaşık yüz metre ilerisinde çay bahçesi vardı, kızz meslek lisesi vardı ve eski yazlık sinema vardı
Ben doğduğumda yazlık sinema kapanmıştı televizyon sinemayı mağlup etmişti, nişanlılar akrabalar komşular ay çekirdeği alıp yazlık sinemaya gelmek yerine DALLAS'ı izliyordu.
Yazlık sinema boş televizyonlar açıktı.
Siyah beyaz da olsa KITT'in ışıklarını görmek güzeldi.
Uzay 1999'daki Maya'nın göz rengini tam olarak bilmesem de olur!
Şükran öğretmen ağır adımlarla ikinci kattan iner apartman boşluğunu parfüm kokusu doldururdu .
Çaycılar akşam için hazırlığa başlar , çay bahçesinde en güzel masayı bulur Metin,
"buyrun Tekin hocam , hoşgeldiniz!"
Metin ev asistanı İclal hanımın oğludur.
Çok iyi bir garsondur.
Güçlü ampüller yanar ağaçlara floresan lambalar takılmıştır kimi mavi kimi yeşil…
Sekiz otuz haberleri bitince seçkin müşteriler çay bahçesine gelir.
Kimisi Nizip çayının kenarında bir ağacın altında soğuk birasını yudumlar.
"bira bu kapağın altındadır!"
Çay bahçesi iki kısımdır babam gündüz erkekler kısmında iskambil oynar bana portakal suyu ısmarlar.
Akşam olunca annemi yanına alıp aile çay bahçesine gitmez.
Annem Şükran hanım gibi öğretmen olsa gelirdi belki…
Benim gibi Hakan abi de kahvede takılır ama bazen keyfi kaçar ülkücü gençlik de oradadır.
Hilal bıyıklı Ökkeş , Müslüm ve Abuzer'e ifrit olur.
Bunaltıcı sıcakta Deniz Gezmiş paltosu giyer.
Onu görünce Ökkeş bıyıkları ile oynamaya başladı.
Solda Abuzer oturuyor okey oynuyorlar.
Yumurta topuk ayakkabılarını tam olarak giymek yerine arkasına basıyorlar beyaz çorapları ve tespihleri var.
Güneş batmış olmasına rağmen insanları hayattan bıktıran bir sıcaklık devam ediyor hava karardı artık hamamböceklerinin ve farelerin çıkma zamanıdır.
Kardeş apartmanının hemen yanında eski bir sabunhane var her türlü haşereye ev sahipliği yapıyor yatak odamızdaki pencere bu eski sabunhanenin çatısına bakıyor.
Geceleri bu odada polis radyosunu dinlerken o karanlık çatıdan bir adamın bizim penceremize doğru yürüdüğünü hayal ederim.
Adam önce paslı elektrik direğine tırmanır oradan çatıya çıkar ağır ağır yürümeye başlar bizim pencerenin önüne gelince çömelir. İçeriyi kolaçan eder odanın boş olduğunu görünce (kışın sadece salonda soba yakarız) pencereden içeri girer.
Geçen yaz ağzımda yürürken yakaladığım hamamböceği karşılar onu:
"merhaba, Necip'in evine hoş geldin!"
Ben hırsızı aniden karşımda görünce bağırmak isterim ama o çabuk davranıp boğazımı sıkar ter içinde uyanırım.
Yatak odasında radyo cızırtısız çalışır bu nedenle korkmama rağmen bu odada aşk şarkıları dinlerim ilkokulda Özlem Ayşe'yi lisede Pınar'ı düşünüp hayallere dalarım.
Büyük ablam yaz tatili için yüksekokuldan dönünce birlikte takılırız o da benim gibi dalıp gider…
Beyaz JAWA motosikleti olan deri ceketli kıvırcık saçlı kırtasiyeci düşünür ana yüreği dayanamaz ve annem kırtasiyenin telefon numarasını kirli tabeladan alıp aramaya karar verir.-
2-2-2-1
o yıllarda telefonlar dört basamaklıydı esas oğlan Alo der tanışma faslından sonra annem sadede gelir.(zurnanın zurt dediği yere) yakışıklı jönümüz sevildiği için çok mutlu olur bununla birlikte kendisini seven kızın esmer büyük ablam yerine sarışın küçük ablam olduğunu sanır.
Kahveye ağabeyimle gittiğim bir gece Saadet teyzemin küçük oğlu beni görünce Cem ağabeyime kızar.
-"Özgür'ü de getirseydin bari!"
Der oysa ben artık büyüdüm sinemaya dahi gidiyorum.
Yaprak ÖZDEMİROĞLUNUN tecavüze uğradığı sahnede Cem ağabeyim tütün kokan elleri ile gözlerimi kapadı.
Neyse ki Tarık AKAN tüm tecavüzcüleri tek tek temizler.
Ablalarım ile halamı ziyarete gittiğimiz zaman sokakta herkes bize bakıyor.
Yaşamı boyunca ilk defa kız gördüklerini düşünüyorum.
Kimisi işi abartıp peşimizden geliyor ben küçük olduğum için bu sapıkları yeteri kadar korkutamıyorum.
Bir avrupa gazetesi şöyle yazar:
"Türkiye çok garip bir ülkedir, sokakta kızlar kara çarşafla dolaşırken gazetelerde çıplak kadınların fotoğrafları sayfaları kaplar."
Babamın ilçenin sayılı zenginlerinde olan Renault 12 arabası yok olsaydı da bizi halamların evine bırakır mıydı bilmiyorum.
Şu an kahvede öğretmen arkadaşları ile okey oynuyordur, nasıl olsa yolumuzun üzeri uğrar harçlık alırım.
Kendimi ünlü bir şarkıcı gibi hissediyorum. Her sokakta insanların bakışları üzerimizde kız kardeşlerimin sadece saçları açık insanlar neden yiyecekmiş gibi bakıyor?
Her dükkanda aynı şarkı çalıyor:
Her şey yalan gerçek sensin
Gelirse dert senden gelsin
Bence aşkın kendisisin
Seni sevmeyen ölsün
Sevgi dolu bu şarkıyı dinlerken porno filmin kocaman posterlerini insanların gözüne sokacak şekilde asan ve fotoğraftaki bayanların ayıp yerlerini boyayan sinemacı da elinde sigarası ile bize bakıyor.
Gençliğimi bu iğrenç kasabada sapıklar ile geçirmek yerine bir sahil kasabasında deniz kokusu ile geçirmek isterdim.
Renk körü kambur boyacı elindeki ayakkabıyı bırakıp çok büyük bir fırsat yakalamış gibi işi gücü bırakıp bize bakıyor.
Acaba küçük ablam Özlem'e mi yoksa büyük ablam Meryem'e mi bakıyor piç?
Bence kamburlar için özel bir ev yapılmalı tıpkı Üsküdar'daki cüceler evi gibi, tüm kamburlar o evde toplanıp ayakkabı boyamalı.
"ne çok severim kamburları!"
Bu cümleyi hangi yazar eserinde yer vermişti?
Kafama takıldı sabaha kadar düşünürüm artık…
Nasıl olsa böcek ve fare korkusundan uyuyamıyorum.
Bir mucize olsa halamlara giderken yolda Özlem Ayşe'yi görsem!
Ne yazık ki halam bizi kapıda karşılamıyor, bir ayağını basamaz tahta sedirde oturur eniştem de her zamanki gibi sandalyesinde oturur.
Elinde düdüğü ve el feneri vardır sabaha kadar sokakları bekler .
Bahçe kapısını kapattım avluda civcivler geziyor, ne sakarım!
Bir civcivin üzerine bastım hayvan ölmedi ama bağırsakları dışarı çıktı. Halamın oğlu Ali minik civcivi alıp kafasını çekti.
Daha fazla acı çekmesin!
Halam Ali'ye kızıyor bağırsaklarını içeri tıksan yaşardı diyor.
Lösemi hastası Müslüm karanlık odada yatıyor, ne yazık ki son günlerini yaşıyor.
Onu kaybettiğimiz günü hayal meyal hatırlıyorum evladının acısına dayanamayan eniştem de birkaç yıl sonra vefat etti.
Halamın evinde merdivenleri birer birer çıkıyorum tıpkı anneannemin çıktığı gibi:
1.kat:Türkan
2.kat Tekin
3.kat:İsmet
4.kat:Saadet
Çıkarken düşünüyor anneannem ayağı topal olduğu için evlenmek zorunda kaldığı kunduracı kocasını düşünüyor.
Çocukların önünde kendisine sürekli hakaret eden Necip dedemi.
Halamın kızları zahter ikram ediyor ama ben tadını sevmiyorum çok acı geliyor bana.
Neden bayramlık elbiseleri yok acaba?
Masaya bakıyorum saat öğleden sonra iki buçuk . Saatin içinde bir tavuk var sürekli yerdeki buğday tanelerini yemekle meşgul.
Biz geldikten sonra küçük halam da kızları ile geliyor.
Oğlu dertli de gelmiş ben ona dertli Mehmet diyorum.
Soy ismi dertli olduğu için.
Dertli ile aynı iş yerinde çalışıyoruz. Babası baklava ve tatlı yapıyor. Ben de imalathanede yerleri süpürüyorum.
Dertli ile yalnız kaldığımızda yaramazlık yapıyoruz.
-"sen hiç öpüştün mü?"
Cevabımı beklemeden öptü beni sonra da yere tükürdü.
Benim de tükürmem gerekmiş yoksa ağzımda yara olurmuş. Eğer birimiz kız olsaymış yara olmazmış.
Ezdiğim civciv öbür dünyada benden hesap sorar mı acaba?
Bu arada anneannemin babası çok zenginmiş biz fakiriz her ay ablam ile bakkal Şerif amcadan alışveriş yapıp deftere yazdırıyoruz.
Geçen hafta babam bakır kapları fileye doldurup bunları satmamı söyledi o para ile ekmek alıp eve döndüm.
Anneannemin babası padişahı çok severmiş ona göre işgal yokmuş gavurlar padişah efendimizin daveti üzerine gelmişler, Filistin'de ya da Çanakkale'de olan savaşların bir önemi yok yeter ki padişahımız efendimiz çok yaşasın.
Tekin öğretmen öğretmenler lokalinde sigarasını tüttürürken derin düşüncelere daldı.
Büyük oğlu için endişeliydi. Memlekette günde yirmi kişi hayatını kaybediyordu.
Teoman ise dersleri boşlamaya başlamıştı. Anadolu lisesini kazanmak büyük bir başarıydı evet ama son günlerde okuldan kaçmaya kız arkadaşı ile vilayette buluşmaya başlamıştı.
En küçük oğlu Oğuzhan 'ın doktor olacağına inanıyordu. Teoman kadar zeki olmasa da azimli bir çocuktu.
Doktor olmak için gerekli olan buydu: azimli olmak!
İnsanlar sırası gelip muayene odasına girdiği zaman doktorun karşısında esas duruşta bekliyordu.
Üstelik doktorluk çok kazandıran bir meslekti. Sadece yarım gün devlet hastanesinde çalışıp öğleden sonra özel muayenede maaşının en az üç katını kazanıyorlardı.
Eşi şükran öğretmen bir kız çocuğunun olmasını çok istiyordu. İsim de düşünmüştü. Neslihan.
Hakan Teoman Oğuzhan ve Neslihan.
İsim sırası kafiyeli olmuştu.
sigara kül tablasında içmeden bitivermişti.
Nasıl da dalmışım!
Bu sırada fatih öğretmenin sesi ile irkildi.
Hayırdır, Karadeniz'de gemilerin mi battı?
Merhaba enişte dedi tekin hoca , hoş geldin.
Kardeş apartmanının harcını kazarken bize yardım etmek yerine kahvede çay içtin ama ne kader ki elim sana mahkum, kız kardeşim Türkan'ın kocasısın diye düşündü.
Sonra derin düşüncelerinden sıyrıldı.
-çay içer misin enişte?
O sırada küçük Oğuzhan lokale geldi.
Baba büyük ağabeyim, Maraş'a gitti.
Necip geçmişe gitti yine , askeri darbe öncesi ülkeyi hatırladı.
100'den fazla kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlerce kişininse yaralanmasına sebep olan 'Maraş katliamının' üzerinden 43 yıl geçmişti.
12 Eylül darbesine yol açan olaylardan biri olarak görülen Maraş katliamında genellikle Alevi kökenliler hedef alındı. Yıllarca süren yargılamalarda 29 idam ve 7 müebbet kararı verildi.
1978'de Maraş'ta yaşanan olaylarda resmi rakamlara göre 100'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, 210 ev, 70 işyeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise hayatını kaybedenlerin sayısı 500'ün üzerindeydi. Katliamla ilgili 804 kişi hakkında dava açıldı; sanıklardan 29'u idam, 7'si müebbet hapisle, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapisle cezalandırıldı.
Maraş Katliamı, 19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta vuku bulmuş ve saldırılar genel itibariyle Alevilere yönelik yapılmıştır.
Olaylarda Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, Yüze yakın işyeri tahrip edildi. Yirmi üç yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı.
Maraş'ta yaşanan katliam 12 Eylül darbesine sebep olan olaylardan biri olarak görüldü. Millî İstihbarat Teşkilatı'na göre olayların başlamasında "Türk-Kürt meselesi" de etken olmuştur.
kalabalık sağcı bir grup ile Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup ülkücü Cumhuriyet Halk Partisi il merkezine, PTT ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) binalarına saldırdı.
Olayların büyümesi üzerine o zamanki Kahramanmaraş valisi Tahsin Soylu kente askeri güç gönderilmesini istemiş, ancak talebi uygun görülmemiştir.
24 Aralık'ta saldırıların güvenlik görevlilerine yönelmesi üzerine, halkla çatışmayı önlemek gerekçesiyle kentteki bütün polisler görev dışı bırakıldı. Sünni kesim bundan istifade ederek Aleviler üzerindeki baskılarını arttırdı. Kentte durum kontrolden çıkarken, il genelinde kaos ortamı oluştu.
Bir hafta süren karşılıklı saldırıları önlemek amacı ile kente, Kayseri ve Gaziantep'ten askeri birlikler gönderildi.
Çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak nitelenen toplam 804 kişi hakkında dava açıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. Sanıklardan 29'u idam, 7'si müebbet, 321'i de 1-24 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı.
İdam ve müebbet dışında hapse mahkum edilenlere 1/6 oranında indirim uygulanarak cezalar azaltıldı. Sıkı yönetim mahkemesinin idam kararları da Yargıtay tarafından bozuldu.
Katliamın müdahil avukatları Ceyhun Can 10 Eylül 1979'da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980'de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980'de öldürüldü.
Hapse mahkum edilenlerin cezaları ise 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu ile ertelendi. Hükümlülerin cezalarının ertelenmesinin ardından serbest bırakıldı.
-Nacip evde mi?Aşağı oynamaya gelirdi.
(komşumuzun oğlu Süleyman bana bu şekilde hitap ederdi)
Nacip gel futbol kartlarımızla oynayalım. sen başla.
İlk kartımı tozlu betona koydum
21 numara Cevad Prekazi.
2 ismail
Sıra gene bende.
Elimdeki destede en üstte bulunan kartı yere bırakıyorum. Dizlerim kabuk bağlamış yaralarla dolu. köşe başındaki boş evin avlusunda oynuyoruz.
3 numara kovaçeviç (bjk)
-bu Pazar beni maça çağırmayı unutma Sülo.
-nacip geçen hafta seni forvette oynattım. Çok gol kaçırdın , topu sürüp kaleye yaklaşmak v arken uzaktan vuruyorsun, uygun pozisyonda ise topa sertçe vurmak yerine ceza sahasına girmeye çalışıyorsun.
Hadi be Sülo!
3 numara kovaçeviç'ten sonra sıra bende kartımı yere bırakıyorum .
7 numara uğur tütüneker (GS)
-bu maçta forvete Ömer'i koyacağım. Şimdiye kadar ona şans vermedim.
32 numara fatih terim (defans –GS)
Tamam , Süleyman ona şans ver ben de defans durayım. Defansa razıyım hadi be Sülo!
Sen takımları oluştur, Barak köyünden arkadaşlarında gelecek mi?
42 numara şekerbegoviç (BJK)
Onlar olmadan takım olmaz , Nacip.
yerde futbolcu kartları birikmeye başlamıştı . kaybetme korkusu ile sıramı oynadım.
Kaç tane bilyen var Sülo?
99- erhan
(sakallı – Galatasaray'da defans oynuyor.)
-sülemem!
-Sülo senin kalbin mi delik?
-he.
-maç oynarken hızlı koşamazsın değil mi?
-o yüzden her maç defans duruyorum ya.
-yarışalım mı?
Tamam. Akif'i de çağır .
Yarış buradan başlayacak. cumhuriyet ilkokulunda bitecek.
Kartını yere bıraktı.
13- numara hami mandıralı (Trabzonspor)
Kabul ediyorum, Süleyman. Size avans vereceğim. Sana ve kardeşine birkaç metre avans vereceğim. Çağır Akif' i evdedir şimdi.
11-numara semih yuva kuran
Akif biz çağırmadan elinde karpuz çekirdekleri ile yanımıza geldi.
Ben de biraz aldım ama kokudan yiyemedim. Midem bulandı hepsini iade ettim.
Öğlen balcan kebabı yedik diyor Akif.
Yemekten sonra ellerini yıkamadın mı?
Çekirdeklerinde yağ ve koyun eti kokusu var.
27 numara Ünal (TS)
Sıra sende Süleyman .
Ulan Akif get alini ağzını yıka! diyor Süleyman
Yoksa seni burada kaldırır yere vururum!
27 numara ümit (zonguldakspor)
Ve kaybettim. Süleyman büyük bir sevinç ile yerde biriken kartları ceplerine dolduruyor.
hiç kısa pantolon giymez. Babasının mağazasından alınan kumaşla annesi diker ve cepleri hep büyüktür.
Dükkanda işim var deyip ayrılıyor Süleyman.
Akif ile ben baş başa kaldık. Duydun mu Neco? KİP'e yeni bir çırak gelmiş. İsmi de bir acayip :Taylan
Başına i harfi eklesen İtalyan olur. ( Sırıtmaya başladı kocaman ağzı ile)
-gülle oynayalım mı, Neco? Çemberi sen çiz.
O yıllarda tebeşir sıkıntısı çekmezdik. Bazı evlerin duvarlarından dökülen parçaları kullanırdık.
Büyük bir çember çiziyorum. Çemberin üzerine bilyeleri rastgele yerleştiriyoruz. İkimiz de üçer tane koyduk.
-necoo! Utarım seni diyor akif. Sakın ağlama kaybedince süt çocuğu!
Bu Talyan mıdır Taylan mıdır , kartvizit oyunundan oynar mı?
-evet diyor Akif elinde çok kartvizit var, zengin yani , hadi neco ilk atışı sen yap
.senin gibi apartman çocukları önce başlamalı.
Çizdiğim çemberin üç adım (çocuk adımı tabii) gerisinde uzun bir doğru çizmiştim.
Doğrunun arkasına geçip yere çömeliyorum.
Nişan alıp atışımı yapıyorum. Çok da kötü değil, en azından büyük çembere yaklaştım.
Bununla birlikte Akif ilk atışta bilyelerden birini çemberin dışına çıkarmayı başarırsa onu kazanmış oluyor ve tekrar atış yapma hakkı kazanıyor.
-Taylan'da kartvizit çok çünkü babası avukatmış.
Futbolcu kartlarından sonra en önem verdiğim ikinci oyun kartvizitlerle oynamaktı.
Oyun şu şekilde oynanır:
Yere atılan kartvizitteki telefon numarasının son basamağına bakılır.bu rakamlar örtüşürse pişti olur ve son kartı atan kazanır.
Neco, at bakalım diyor kartını Akif.
Sonra ekliyor:
Süt gibisin Necip ,sana bir kere sığdırmayı çok isterdim.
-neyi? Dedim ben de saf saf.
Taylan ile ilk kartvizit oyunumuzda büyük bir şok yaşadım.
Sıra ondaydı. Desteden seçtiği kartvizitte şu yazıyordu:
Avukat
Bahattin ALAGÖZ
-Taylan ben bu ismi tanıyorum dedim sevinç içinde. Bu adamın kızı benim sınıf arkadaşım.
İsmi Pınar.
-o benim ablam olur diyor Taylan.
O gün öğlene kadar hep kazanıyorum. Elinde kartı bitince para karşılığı ona kart verip tekrar oynuyoruz.
Zengin çocuğu olduğu için bol para veriyor.
Ben de kazandığım parayı anneme veriyorum. O da çok memnun oldu.
En son bir torba dolusu zeytin getirdiğimde böyle mutlu olmuştu.
Taylan da benim gibi aşık.Salih ekmekçi ilkokulunda hademelik yapan bir adamın kızına deliler gibi aşık. Saf ve temiz bir çocukluk aşkı bu. 1982 yılında benim Özlem Ayşe'ye olan hislerim gibi…
Bu aşkın kaderi de ayrılıkmış meğer, babası milletvekili seçilen Taylan Ankara'ya taşınıyor.
Birden yaşamından çıkıyor fakir kızın.
Ankara'daki yeni yaşamında onu unutmuyor mektup yazıyor telefon ediyor.
Pınar ve annesi bu fakir kızın Alagöz ailesine layık olmadığını düşünüyor.
Evlenmelerine engel oluyorlar ve onsuz yaşamın anlamsız olduğuna karar veriyor esas oğlan , hayatına son veriyor.
Onun intiharı gazetelerde manşet oluyor.
bir intihar olayı ne zaman magazin haberine dönüşür?
Bir önceki çarşamba akşamı Siyaset Meydanı'nda magazin gazeteciliği konuşuluyor.
Canlı bir tartışma olacağının işaretini Okan Bayülgen verdi. Gene hemen belli oldu ki, Ali Eyüboğlu da ona karşı birikmiş öfkesini her fırsatta açığa vurmaktan geri durmayacak. Selim Akçin de gazeteci arkadaşıyla birlikti. Okan Bayülgen kavgaya dünden hazır, ama Ali Kırca daha fazlasına fırsat vermedi.
17 millî kanal bu reklam pastasıyla beslenemez, diyor.
Bu sayının altıya, yediye indirilmesi lazım, ki kanallar reklam temini için bugün olduğu kadar zorlanmak ve ödün vermek durumunda kalmasın.
Okan Bayülgen bir noktada ısrar ediyor:
– Reyting ve para kazanma sebep ve amaç mıdır, yoksa sonuç mu? Önce bu yanılgıdan kurtulmalıyız!
Ali Saydam:
– Gazete satışları magazin haberleriyle de artmadı, diyor. Reklam verenlerden bir işadamı «Türkiye'nin seviyesi Mehmet Ali Erbil çizgisidir, diyordu. Türk halkı Nurseli İdiz'le, Okan Bayülgen'le ilgili haberlere o kadar da itibar etmiyor. Böyle olsa AKP iktidara gelmezdi. Orhan Pamuk mesela, basında ilk üçe girerken, halkın gündeminde ilk 20'ye bile girmiyor. Bu eksen üzerinde konuşalım.
Ama konuşamıyoruz.
Can Tanrıyar göze aldıkları fedakârlığı söylüyor. O kadar tutulmasına rağmen Televole adından vazgeçmişler.
Nurseli İdiz, «Eski sevgilisinin kapısına bıçak sapladı, bir başka gece otelde dağıttı» haberlerini veren 17 ayrı gazeteden birinin olsun, açıp da ne olduğunu ona sormayışından şikâyet ediyor.
Doçent Adem Sözüer, hukuk vasatında düşünmeyi ve konuşmayı sağlamaya çalışıyor.
– Kanunlar bireyin ürün ve eşya durumuna indirilmesine izin vermez. İnsan amaçtır, küçük düşürülemez. Özel hayatı ifşa, hapisle cezalandırılır. Ancak kamu yararı varsa, hadise haberleştirilebilir. Halkın merak etmesi, öğrenmek istemesi o hadisenin haberleştirilmesini meşru kılmaz. Bir hayatın kamuya açık olması, onun kamulaştırıldığı anlamına da gelmez.
Selim Akçin, «Ya kamu merak ediyorsa?», diye soruyor.
– Merak edilme hukukun dikkate alacağı bir ölçüt değil.
Kamu yararının ne olduğunu belirlemeye çalışıyorlar. Başörtüsüz namaz kılanlar haberinde böyle bir yarar olduğunda birleşiyorlar. Millî maç öncesi bir kulüpte geç saatlere kadar eğlenen futbolcu haberi de öyle.
Bayülgen sabırsızlanıyor:
– Gazeteciler kanun maddelerini başka yerde öğrensinler.
Ali Eyüboğlu isyan ediyor:
– Okan'ı reddediyorum. Ne uzman, ne de bir şey. Haddini aşıyor.
Ragıp Duran'ın altını çizeceği dört konu var. 1. Beuve-Mery'-nin dediği: «Her ülke layık olduğu gazeteyi okur». 2. Gazeteci sormalı, kim için, ne amaçla yapıyorum işimi, diye. 3. Magazin bizde 1980'lerin eseridir; bireyin ve ben iddiasının öne çıktığı dönem. 4. Magazin adı dergiden geliyor; hafif-zarif, daha kolay okunur, demek. Ragıp Duran hoşgörüyle bakıyor hadiseye.
Ali Saydam soruyor:
– Sivil toplum kuruluşları, onlar nerelerde? Mesela magazin habercilerinin derneği?..
Siyaset Meydanı günü gazetelerde bir intihar haberi vardı. Teknik Üniversite araştırma görevlisi inşaat mühendisi Taylan Alagöz, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne kendi otomobiliyle geldi, kaldırıma yanaştı, indi ve parmaklıklardan atladı. Cesedi bulundu, kıyıya çıkarıldı. Terk ettiği arabada intihar niyetini belirten bir mektup vardı.
Haber bu kadardı.
Taylan Alagöz düştüğü sırada köprünün altından geçmekte olan ve hadiseyi gördükleri halde –karakolda şahitliğe çağrılırım endişesiyle– görmezden gelmeyi tercih eden deniz araçları personeli ve yolcuları olduysa; buna karşılık özel ve pek güzel bir teknenin, yoluna devam etmekten hemen vazgeçerek, intihara teşebbüs eden insan için bir şeyler yapabilir miyiz diye çırpındığı ve gereken her şeyi yaptığı görüldüyse; ve o tekne sahibesi de hepimizin tanıdığı ve saygı duyduğu bir hanımsa... İşte bu, en âlâsından bir magazin haberidir.
Paragraph comment
Paragraph comment feature is now on the Web! Move mouse over any paragraph and click the icon to add your comment.
Also, you can always turn it off/on in Settings.
GOT IT
Chapter 2: 2
Son mektubunda hasta olduğunu bu nedenle sınavlarının çok kötü geçtiğini yazmışsın.Senin ne kadar azimli olduğunu biliyorum.Bu nedenle dört yıl içinde bölümünü tamamlayacağını ve evleneceğimizi umuyorum. Bahar dönemi ile birlikte Allah dualarımı kabul etti ve ben artık İnönü lisesinin kadrolu Matematik öğretmeniyim.Okul iki katlı eski bir binanın üst katından ibaret ,alt katta Halk Eğitim Merkezi var ,sınıflarda öğrenci sayısı en fazla on beş benim girdiğim sınıflardan dokuzuncu sınıflar on beş,onuncu sınıflar üç,on birinci sınıflar ise beş kişiden ibaret.Sınıf mevcudunun bu kadar az olması nedeni ile dersler sanki özle ders verirmişim gibi geçiyor.Sonunda evliliğimizin önündeki en büyük engeli aştık,artık kendi hayatımı kazanıyorum üstelik yüksek lisansa da başladım.Bir kaç ay sonra sende okulunu bitireceksin ve inşallah ailelerimiz tanışacak.Okulda en rahat olduğum sınıf üç kişilik mevcudu ile onuncu sınıf.Bu sınıfa kısaca XTM diyorum.Türkçe matematik sınıfı oldukları için ders defterinin kapağına kocaman harflerle yazılmış.Konuyu anlattıktan sonra öğrenciler sıra ile tahtaya çıkıp konu ile ilgili problemler çözüyor.Sırayı asla bozmuyoruz ilk olarak cam kenarında oturan Gamze sonra ortada oturan Tuğba son olarak kapı tarafında oturan Zeynep.Bu şekilde ders işlememizden gayet memnun olduklarını söylüyorlar.Benden önce gelen öğretmenin meslek hayatında son senesi olduğunu dersleri çok hızlı anlattığını kesinlikle tahtaya çıkma fırsatını bulamadıklarını söylediler.O emekli olunca da onun yerine devlet beni atamış.Sanırım bu bir bayrak yarışı ,"Mahmut hocalar Ahmetleri ,Ahmetler Mahmut hocaları yetiştirecek"Hababam sınıfı filminden hatırladığım bir söz bu. İnönüde sık sık aile ziyaretlerimiz oluyor ilk olarak Tuğba 'nın ailesi tüm öğretmenleri öğle yemeğine davet etti.Yemekten sonra konu elbette Gölcük depremiydi.Kayıp sayısının hızla arttığı haberlerini alıyoruz.Tuğba'nın hedefi avukat olmak bence de başarılı bir avukat olabilir ,insanlarla iletişim kurarken kendine has bir rahatlığa sahip ve azimli ,hislerim yanlış olabilir ama pencere kenarında oturan Gamze ile arasında sıkı bir rekabet var.Zeynep ise kimi zaman Tuğba'nın kimi zaman Gamze'nin tarafında olarak durumu idare etmeye çalışıyor.Bu rekabetin gerçek sebebi ise erkek meselesi,Gamzeye arkadaşlık teklif edip hayır teklifi alan gitar çalan şaşı çocuk(kendi tabirlerini kullanıyorum)şansını bir kerede Tuğba'da denemiş ve bu kez evet yanıtını alınca Eskişehirde buluşmaya karar vermişler.Bu nedenle o gün derste Tuğba yoktu,Gamze ise şaşı çocuk ile mutlu bir ilişkisinin olmasını diliyordu.Sınıfta öğrenci sayısının ikiden az olması durumunda ders yapmamam gerektiğini sıkı sıkı tembihlemişti müdür yardımcısı,odası daima gül süyü kokan kalın camlarının ardından kısık gözlerle bakan ve yüzünün büyük kısmını gözlük kapsadığından ilk yüzüme çarpan metal çerçeveli gözlükleri oluyor.Müdür yardımcısı İnönü'de oturuyor.Sohbetlerimizde bir an evvel evlenmem gerektiğini salık veriyor.İşini eline almış bir gencin bekar gezdiği her günün vebalinin ebeveynlerine yazıldığını söyledi.Bu durumda ben günaha girmiş olmuyorum,çünkü hayatımı kendim kazanıyorum ve evlenmek istediğimi de belirttim.Bununla birlikte babam Neslihan'ı istedi ,"kısmetse olur"cevabını da aldık,en kısa sürede evleneceğimizi beklerken hesaplar tutmadı ,ailem Neslihan ile evlenmemi istemiyor.Gerekçe olarak benim gibi öğretmen olmasını istiyorlar.İktisat mezunu birinin öğretmen olmasını nasıl bekleriz? Bunun için en büyük gerekçe geçen seneki RefahYOL hükümetinin tüm üniversite mezunlarını öğretmen olarak ataması ,ElEZHER üniversitesi mezunlarının atanmış olmaları yazılı basında geniş yer tuttu.İnsanlar hükümetin laiklik konusunda yeteri kadar hassas olmadığını düşünüyorlardı bu nedenle üç yıl önce "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık"kampanyası başlattılar. Hükümet' te şimdi Anasol D var ve yeni milli eğitim bakanı eğitim fakültesi dışındaki tüm bölümlerin atama dışı kalacağını açıkladı,mühendis olan kuzenim bu nedenle öğretmenlik umudunun kalmadığını görüp maden mühendisi olarak çalışmaya başladı.Benim gibi atama beklediği günlerde psikolojisi bozulmuştu.Bu durumda Neslihan'ın öğretmen olma şansı yok geçen yıl aldığı Pedagojik Formasyon belgesinin de bir anlamı kalmadı.Telefonda kavga ettik,ben onun yüksek lisans yapmak amacı ile Eskişehir'e gelmesini istiyorum.Böylece kendi aramızda evlenip buraya yerleşebiliriz,ailemin bu evlilik için ikna olacağını sanmıyorum.Hayatıma müdahale ettikleri için ailemle görüşmüyorum.Gül yağı kokulu makam odasına sahip olan müdür yardımcısı sık sık annemi aramam konusunda beni uyarıyor.Tahminime göre annem müdür yardımcısı ile telefonda görüşüyor ve sesimi duymak istediğini adama anlatıyor.Neslihan ise ailelerin onayı almadan evlenmek istemediğini söyledi." Aileni ikna et gel yoksa görüşmeyelim "deyip ilişkimizi bitirdi.Uzun zamandır hayalini kurduğum evlilik artık gerçekleşecek gibi gözükmüyor.Özgürlük ilk günlerde cazip geldi,okuldan sonra kaldığım öğrenci yurdunda yatağıma uzanıp kitap okuyorum,bu ilişki beni gerçekten yormuş ama ben farkına varmamışım,belki de etrafıma bakmalıyım,üstelik dün okul çıkışında bir randevu talebi aldım! Pazartesi okul çıkışında öğrenci yurduna çıkan keskin yokuşun başındaydım.Coğrafya öğretmeni yanıma yaklaşıp yarın kafede buluşup yıllık planları birlikte hazırlamamızın uygun olduğunu söyledi. Bu öneri beni memnun etmişti ama cümlesini tamamladıktan hemen sonra sırtını dönüp kendi yurduna yöneldi Ayten.Ertesi gün kafede buluştuğumuzda kısa sürede yıllık planları tamamlayıp ayrılacağımızı sanıyordum.Konu konuyu açmaya başlamıştı,plan yapmayı bırakıp okul hakkında konuşmaya başladık daha çok o anlatıyordu ben dinliyordum.Ayten de benim gibi stajer öğretmendi.İzmir anılarını anlattı,üniversite yıllarında benim gibi matematikçi olan ve gitar çalan bir gence karşı platonik aşık olmuştu,zamanla bu aşkı arkadaşlarına anlatmış ancak Gökhan'ın bu durumu hiç bir zaman bilmemesi için kızları sıkı sıkı tembihlemişti.Üniversiteyi bitirip memleketine döndüğünde Gökhan dört yıl boyunca en yakın arkadaşı bildiği Ayten'in kendisine karşı özel duygular beslediğini ortak arkadaşlarından birinden öğrenmiş soluğu Ayten'in yanında almıştı duygularının karşılıklı olmasa dahi bir ilişkiye başlamalarının doğru olduğunu ifade etmişti Gökhan. Yıllarca sevdiği Gökhan'ı reddettiğini anlattı Ayten,bunu neden yaptığını sordum,anlaşılması zor biriydi sanki,yıllarca sevdiğiniz bir kişi ayağınıza geliyor ve siz onu reddediyorsunuz! "Ben başkasından duyarak koşup peşinden gelmeni istemiyorum,gözlerime baktığında sana olan hislerimi anlamanı isterdim"demiş Ayten,bence ona karşı duyguları kolay kolay silinecekmiş gibi gözükmüyor.Gün ortasında buluşmuştuk ve artık hava kararmaya başlamıştı,meğer konuşacak ne kadar çok konumuz varmış! İkinci buluşma için sözleştik ,kız yurdunun misafirhanesinde okul çıkışı buluşacaktık.İkinci buluşmamızda ben de Neslihan'dan söz ettim,nasıl tanıştığımızı ona yazdığım sayfalar dolusu mektupları ve ailem yüzünden evlenemediğimizi anlattım.Ayten'in dikkatli bir şekilde beni dinlediğini sanıyordum oysa birden sözümü kesti. "Sen ,Allah'a inanırmısın ,Necip?" Bu soru beni çok şaşırtmıştı,bu nasıl bir soruydu böyle!Elbette Allah'a inanıyordum.Ayten sanki bana anlatmaya çalıştığı bir gizeme sahipti,bu sırrı dolaylı yollardan bana anlatmaya çalışıyor benim bazı çıkarımlarda bulunmamı istiyordu.İlk kez ondan duyduğum bir kelimeyi söyledi kendisinin Ehlibeyt olduğunu söylediğinde ben gene anlamamıştım bu nedenle anlayabileceğim bir dil kullandı ,Alevi olduğunu söyledi.Bu benim en cahil olduğum konuydu,mezhepler konusu,Ayten sık sık Pir Sultan'dan ,Hacı Bektaş'tan söz ediyordu.Hafta sonu birlikte kitapçıya gittik ben aşk romanlarına bakarken o Vedat TÜRKALİ kitaplarına aç kurt gibi saldırıyordu sonunda yazarın kalın bir romanını beğendi yanlış hatırlamıyorsam kitabın adı "GÜVEN"di.Alevi kelimesini ilk kez dönemin başbakanı ERBAKAN'dan duymuştum.Grup toplantısında bunlar "Mum söndü oynuyorlar"demişti.Sonraki günlerde sık sık kitabı sordum ona.Beni sendikaya götürmeye karar verdi birgün ,EğitimSEN 'in Eskişehir şubesine vardığımızda oldukça dar bir alanda yanyana yerleştirilen masaların etrafında çoğu yaşlı bir çok kişi sigaralarını tüttürürken,hararetle birşeyler tartışıyorlardı.Dumandan göz gözü görmüyordu."Ayten tam kendisine uygun bir yer bulmuş "dedim içimden çünkü kendisi de günde üç paket sigara içiyordu.Sendikada kendisine matematik anlatmamı istedi,yüksek lisans yapmayı düşündüğünü bu amaç ile ALES sınavına girmek istediğini anlattı.Tüm gün zaten okulda beraberdik ders aralarında koridorda birlikte sınıflardan çıkarken göz göze geliyorduk.Eğer o öğretmenler odasına benden önce gelmişse beni gülümseyerek karşılıyordu,aramızdaki arkadaşlık zamanla aşka dönebilirmiydi acaba?Yirmi beş yaşına kadar hiç kimse ile ilişkisi olmamıştı Ayten'in sadece üniversite yıllarında platonik şekilde aşık olmuştu.Öğretmenler odasına girerken beni gülümseyen gözlerle karşılaması itiraf edeyim ki benim de hoşuma gidiyordu ancak bana gülümserken diğer taraftan dumanlar içinde olması hiç hoşuma gitmiyordu çünkü sigaradan hiç bir zaman hoşlanmamıştım.Beş dakikalık kısa süren ders arasında mümkün olduğu kadar çok sigara içmek istiyordu Ayten.Gülen gözlerinden cesaret almıştım akşam serviste yanına oturdum başka bir konu üzerine konuşuyorduk,Ayten Osmanlıdan bu yana Alevilerin zulüm gördüğünü yobazlar tarafından dinsizlermiş gibi muamele gördüklerini anlatıyordu bende ellerini izliyordum,birden sözünü kestim, "Ne kadar zarif ellerin var,Ayten"dedim.Bu sözü duyunca çok şaşırmıştı anlattığı konular kafasında karışmıştı,her iş çıkışında kapitalizimin insanları köleleştirdiğinden söz ederdi ben hiç dinlemediğim halde dikkatle dinliyormuş gibi yapardım,kimi zaman ona şirin görünmek için babamın SODEP 'e oy verdiğini söyledim.Ayten babamın sosyal demokrat olmasına memnun olmuştu ancak bu medeni adamın benim evliliğime müdahale etmesine bir anlam verememişti. Havalar ısınmaya başlayınca Yunus emre kampüsünde piknik yapmaya karar verdik,Salı günleri ikimizin de boş günüydü,sabah erken buluşup tren ile Kütahyaya gitmeye karar verdik,Ayten yolda üşüdüğünü söylediğinde ceketimi omuzlarına koydum o anda aramızda bir kıvılcım hissettim.Kolumu ceketi yerleştirdikten sonra omuzuma koydum o da bu hareketi komut almış bir robot edası ile başını omzuma yasladı,heyecandan kalbimin duracağını hissediyordum sanki tren ağır ağır ilerlerken ben yolculuğun bitmesini hiç istemiyordum.İkimizde artık bu ilişkinin arkadaşlık boyutundan çıkmaya başladığını düşünmeye başlamıştık.Oda arkadaşlarımız ,bizim sırılsıklam aşık olduğumuzu ancak farkında olmadığımızı söylüyordu.Yolculuk esnasında benim walkman'in kulaklıklarını paylaşmak için iyice yaklaştık artık onu hissedebiliyordum.Kütahyada ilk durağımız döner gazino oldu,o vejeteryan olduğundan peynirli pidede karar kıldı,yemek esnasında sık sık gözlerine bakıyordum,bulunduğumuz yer bir erkeğin duygularını açmak için uygun olduğu bir yerdi. Yemekten sonra MACAR EVİ'ne gittik ,orda benden cep telefonumu ödünç alıp oda arkadaşını aradı telefondan karşı tarafın sesini duyuyordum,oda arkadaşı ateş bacayı sarmış dediğinde o da gülümsüyordu.Benim oda arkadaşlarım da benzer tepkileri veriyordu hasta olduğum halde odada yatmak yerine Ayten çağırdığında hemen ayaklandığım için benimle dalga geçiyorlardı.Eskişehir'e döndüğümüzde onun kaldığı kız yurdunun misafirhanesinde oturduk.Misafirhaneden en son çıkan ben oluyordum. Odamda kendi kendime düşündüğümde sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar hep Ayten ile birlikte olduğumun farkına vardım,şairin dediği gibi" iki kere iki dört elde var Ayten!"diyecek duruma gelmiştim. Sonunda ona mesaj yazmaya karar verdim ama cep telefonu kullanmıyordu oda arkadaşının cep telefonuna yazdım saat gece yarısına varmak üzereydi. "Ayten aylardır anlamını bekledim,bakışlarımla tavırlarımla bunu sana anlatmaya çalıştım,ben senden hoşlanıyorum "mesajımı yolladıktan sonra iletim raporu gelince rahatladım artık rahat bir uyku beni bekliyordu. Sabah servise birlikte bindiğimiz yere geldiğimde elinde tava vardı o tava ile ne yapacağını sordum ,kafamda patlatacağını söyledi ama bu sözleri söylerken dahi gülümsüyordu galiba hislerimiz karşılıklıydı.Bu gülümseme cesaret verdi bana,o gün serviste bana bir öyküsünü anlattı.İnönü lisesine atandığını öğrenince Cem evindeki dedeye bu okulun hayırlı olup olmayacağını sormuş.İlk başta ben dede dediği zaman yaşlı bir insan'dan söz ettiğini sanmıştım fakat dede olmak için mutlaka yaşlı olmak gerekmiyormuş,zaten Ayten'in söz ettiği dede orta yaşlıymış.Bu dede ona bu okulda kendisini mutlu edecek birisi ile tanışacağını söylemiş,bu nedenle teklifimi kabul etmeden önce düşünmek için zaman istediğinde aklına memleketindeki dede gelmiş ve teklifimi kabul etmeye karar vermiş.İlk teklifimde beni reddetmesinin nedeni ise üniversite yıllarımda yaşadığım ilişkiymiş.Ben hayır cevabı aldığımda ilk aklıma gelen soru "Neden" ve cevap ise benim Neslihan'ı unutamamış olduğumu düşünmesiydi.Mezhep farkının mutluluğumuza engel olamayacağını inanmıştık.İlişkimizden ailesine söz ettiğinde ablası Sünni bir genç ile evlenmesinin yanlış olacağını söylemiş.İlk anda mezhep farkının ben de sorun teşkil etmeyeceğini düşünüyordum ancak zaman içinde bu konunun ciddiye alınması gereken bir konu olduğuna karar verdim.Bir gece rüyamda Cem evinde diz çökmüştüm etrafımda mumlardan oluşan bir çember vardı karşımda iri siyah gözlü elinde yılanın diline benzeyen kılıcı olan bir adamın resmi ve bu resmin etrafında saz çalan insanlardan biri aniden ayağa kalkıp dinimi neden sattığımı sordu.Bu rüya bana birden "Memleketim"filmini anımsattı bana ait olmadığım kültüre girmem imkansızdı ancak bunu o benden önce hissetmişti.Hafta sonu sabah misafirhanede bir saat onu bekledim sonunda odasından çıkmıştı yanımdan bir yabancıymışım gibi geçti doğruca ankesörlü telefona yöneldi bir süre konuştuktan sonra koridorda koşmaya başladı aniden önüne çıkıp yolunu kestim ve kollarımı açtım , çok kısa bir süreliğine kendini kollarıma bıraktı ben de gözyaşlarını silmeye başladığım an hızla kendisini geri çekti ve hiç bir açıklama yapmadan odasına çıktı.Ablasını arayıp neden ağladığını sorduğumda tatmin edici bir yanıt alamadım.İlişkimiz sadece bir ay sürmüştü artık bittiği kesindi sebep mezhep farkı yada eski ilişkimdi aslında sebebin ne olduğunun bir anlamı yoktu önemli olan sonuçtu.İlişkimizin tekrar başlaması için onunla konuşmayı denedim ancak konuşacak bir şey olmadığını söyledi. Ayrılığın ilk günlerinde kararını gözden geçirme ihtimalini göz önüne aldım ancak zamanla geri dönmeyeceğini anlamıştım,artık okuldaki tüm zamanını felsefe öğretmeni ile geçiriyordu,okulumuzun felsefe öğretmeni ilerlemiş yaşına rağmen oldukça genç gözüktüğü için lise son sınıftaki kızların gözdesiydi,ders aralarında kız öğrenciler onun etrafında bir halka oluştururdu.Felsefeden başka resimle ilgiliydi ve masa tenisinde bir hayli iddialıydı,Ayten bu nedenle öğle tatilini masa tenisi oynayarak geçiriyordu onun gibi usta bir oyuncudan özel dersler alıyordu,topa nasıl vurması gerektiğini,raketin nasıl tutulması gerektiğini uzun uzun anlatıyordu öğretmen.Maçtan sonra yorgunluk sigarası içmeye karar verdiler ve öğretmen ona sigarayı uzattı,dudaklara temas eden kısım öğretmenin elinde diğer kısım onun elindeydi bu şekilde bir kaç dakika beklediler bu esnada gözleri hiç ayrılmıyordu her ikisi de gülümsüyordu,ilk kez aşık olan liseli gençlere benziyorlardı. İnsanların hayatlarında kaybetme acısı yaşayarak olgunlaştıkları zamanlar vardır.Bu an benim için bir az önceki tarife uyan bir andı.Bir zamanlar bana sevgiyle bakan bu siyah gözler şimdi evli bir erkeğe adeta aşık olmuş gibi odaklanmıştı,zarif elleri ise sigara ile birlikte öğretmenin ellerini tutuyordu,etrafta öğrenciler ve diğer öğretmenler olsa da onlar odada başbaşa kalmış gibiydiler.Bu sevgililik oyunu okul pikniğinde de aynı şekilde devam etti,artık elele yürümeye başlamışlardı uzaktan onu öğretmen ile birlikte gördüğümde adım atmak istediğim halde adım atamadığımı fark ettim.Koşup yanlarına gelmek kavuşan ellerini ayırmak istediğimi ve bu isteğin ne kadar tehlikeli olduğunu fark ettim.İnsanların sevgilisini ya da eşini yorgun argın işten geldiğinde kendi yatağında bir yabancı ile bulduğu an ne kadar tehlikeli olabileceğini o an anlamıştım. Aslına bakarsanız ben de tehlikeli bir yaratık olmuştum,bir resim çekmişti gözlerim ve bu resim beynime kazınmıştı ilk an da şoka girdim sonra kendimi kullanılıp atılmış bir paçavra gibi hissettim bir kaç saniye sonra kendime acımaktan vazgeçtim intikam almak isteği damarlarımda dolaşıyordu öfkenin bedenimi sardığını anlamıştım.Geziden hemen ayrılıp soluğu üniversitede aldım. Felsefe öğretmeninin eşi Eczacılık fakültesinde memurdu,kapıyı tıklatıp odaya girdim kocasının okul pikniğinde el ele dolaştığını söyledim.Bedenimde dolaşan intikam duygusu sanki kesilmiş bileklerimden hızla akan kan gibi akıp gitmişti.Uzun yıllardır evli olan ve tek çocukları olan bu çiftin adeta kavga etmesini ya da boşanmasını istiyordum.Felsefe öğretmeni eşi ile benim yüzünden kavga ettiğini ,kendi kafamda kurguladığım küçük oyunlara karısını dahil etmemem gerektiğini söyledi. İntikam almak için yaptığım bu hareket onları daha da yakınlaştırmıştı,zamanla bu birlikteliğe gözlerim alışmıştı çünkü gidilebilecek en uç noktaya kadar gitmişlerdi.Evli bir erkek ile en fazla okul gezisinde birlikte olunabilirdi,okul bitince hafta sonları da görüşecek durumda değillerdi ya da ben öyle umuyordum.İtiraf etmek gerekirse kıskançlık gözlerimi kör etmişti.Benden ayrıldıktan sonra okulumuzda çalışan bekar bir öğretmen ile ilişki kursa belki de bu kadar kıskanmayacaktım.Hislerimi onun da yaşaması için neler vermezdim! Allah dualarımı kabul etti ve güz döneminde yeni atanan bir matematik öğretmeni ile arkadaş oldum.Zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum sanki bir peri masalını yaşıyordum,serviste şiirokurken tanıştık ve her buluşmamızda gözlerinin içine bakıp aşk şiirleri fısıldıyordum,çalıştığımız okullar yan yana olduğundan kimi zaman İnönü lisesine beni ziyarete geliyordu.Aslında çiçeği burnunda öğretmen ve benim yeni sevgilim eski sevgilim Ayten ile görüşmüş benden uzak durmasına dair tavsiyeler almıştı ama gönül ferman dinlemişti.Mutluluk onun minik ellerini avucuma alıp Cahit Sıtkı okumaktı.Tanışmamızdan kısa bir süre önce astım krizi nedeni ile acil olarak hastaneye kaldırılmıştı Dilek,kısa bir süre solunumu durmuştu ,doktoru sigarayı kesinlikle yasaklamıştı,kalbinde ritm bozukluğu vardı ve hepimizin bir adım ötesinde olan ölüm onun bu rahatsızlığı nedeni ile daha yakındı. Onu kaybettiğim günün gecesinde ilginç bir rüya görmüştüm ,etrafımda sıra sıra tabutlar vardı ve tabutlar birden bire açılarak kefenlenmiş cenazeler aniden ayağa kalkıp namaz kılıyordu,kimi tabutlar camdan yapılmıştı ve tabutun önüne içindeki insanın neden öldüğünü açıklayan hastalığın adı yazılıydı,çok uzun siyah saçları olan genç bir kız veremden ölmüştü.Tabutların içindeki insanlar dirilip namaz kıldıktan sonra yanımda geziyordu ama yüzleri plastik bir madde ile kaplanmıştı bulunduğum ortamı bana açıklayan bir de rehber vardı yanımda ve rehber canlıydı daha doğrusu ben öyle sanıyordum,aniden güneş ışığı yüzünü aydınlatınca onun da teni aynı plastik madde ile kaplanmıştı ve ben sevgili rehberimin de ölü olduğunu anladığım an çığlık attım. Bu çığlık oda arkadaşlarımın sabahın dördünde uyanmalarına neden olmuştu,yatağıma gelip sakinleşmemi sağladılar ama bu korkunç rüyadan daha kötüsü onu solunum yetmezliği nedeni ile kaybedecek olmamdı. Hayatımda gerçek aşkı bulduğum bu peri masalı mutlu son ile bitmemişti o anda yaşadığım acı olayları mukayese etmeye başlamıştım.Bir insanın sevdiğini kaybetmesinden ötürü hissettiği acının bedenindeki herhangi bir uzvunun kırıldığı anda hissettiği acı ile eşdeğer olduğunu ileri süren bir yazı okumuştum.Yatağımda uzanırken onu hissediyordum sanki gözlerimden akan yaşları silmek için mezarından kalkıp gelmişti.Burnunun ucunu ilk kez öptüğüm küçük parkın kenarı kırık bankında otururken de o üzerinde uzun beyaz elbisesi ile yanımdaydı.Hayatıma devam etmem için yardım almam gerekiyordu ve o gün ilaçlarla tanıştığım ilk gün oldu. Hayatımda gerçek aşkı bulduğum bu peri masalı mutlu son ile bitmemişti o anda yaşadığım acı olayları mukayese etmeye başlamıştım.Bir insanın sevdiğini kaybetmesinden ötürü hissettiği acının bedenindeki herhangi bir uzvunun kırıldığı anda hissettiği acı ile eşdeğer olduğunu ileri süren bir yazı okumuştum.Yatağımda uzanırken onu hissediyordum sanki gözlerimden akan yaşları silmek için mezarından kalkıp gelmişti.Burnunun ucunu ilk kez öptüğüm küçük parkın kenarı kırık bankında otururken de o üzerinde uzun beyaz elbisesi ile yanımdaydı.Hayatıma devam etmem için yardım almam gerekiyordu ve o gün ilaçlarla tanıştığım ilk gün oldu. Dilek kısa yaşamında benden önce dört yıl süren bir ilişki yaşamıştı.Birinci sınıftaki tanışma partisine gittiğinde ilk üç dans teklifini reddettiğini dördüncü teklifi kabul ettiğini anlatmıştı."Salkım salkım tan yelleri estiğinde "onlar dans etmeye başlamıştı. Kavalyesinin ceylan gözlerine o şarkı eşliğinde baktığında kaybolmuştu Dilek.Kısa bir süre sonra Özkan'ın ev arkadaşı aniden evden ayrılmaya karar vermişti,tek başına kirayı veremeyeceği için ev arkadaşı olması için Dilek en uygun kişiydi.Yenikent mahallesindeki evlerinde öyküleri bu şekilde başlamıştı.Üç yıl boyunca evden sayılı kez çıktı Özkan alışverişten Dilek sorumluydu.Bu yıllardan söz ederken en mutlu yıllarının olduğundan söz ederdi.Anılarını anlatırken evlenmemiş olmalarına üzülmüştüm.Evlilik planı yaptığım kızın benden önceki sevgilisi ile evlenmediği için üzülüyordum!