"Bir Cumhuriyet Filmi Şarkısı" filmi hakkında çok soru geldi. Önceki akşam izledim. Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: Bu filme muhakkak gidin, gidin, gidin. Neden mi?
Filmin bana göre olumlu taraflarını liste halinde anlatayım:
1- Film, Atatürk'ün hayatının genel kesitini sunmuyor. Sadece bir aylık dönemi anlatıyor. Bu sayede onlarca hadiseyi 2 saate sıkıştırma derdi olmaksızın pek çok detay ve anektoda zaman kalıyor. Atatürk filmlerinin genel sorunu en az on yılı iki saate sunma konseptinden kaynaklı... Fakat bu film konsept gereği bir ayı işlediğinden çok fazla detay görmek mümkün.
2- Filmde beni en çok çeken şey Atatürk'ün gündelik hayatına dair yaşantısı, toplantıları ve bu esnada gerçekleştirdiği sohbetler. Senaristi tanımıyorum, kim olduğuna da hiç bakmadım ama bence konuya hakim. Örneğin Atatürk ve Conker'in tavla oynadığı sahne sanki kitapların satırlarında anlatıldığı gibi gerçekçiydi. Atatürk'ün karar alma süreçlerini, yönetim tarzını ve karakteristik özelliklerini merak eden ve sahnede görmek isteyen biri olarak bu film beni tatmin etti.
3- Filmin başında "Ertan Saban" Atatürk rolü için doğru isim miydi diye düşünsem de film ilerledikçe düşüncelerim değişti. Bir defa Rumeli ağzını çok iyi konuşuyor. (Baktım, Üsküplüymüş, şaşırmadım) İkincisi, Ertan Saban muhtemelen Atatürk hakkında çok fazla okumuş. Çünkü Atatürk filmlerinde genelde "kaskatı hatta heykel" kıvamında Atatürk canlandırmaları olur. Halbuki gerçekler böyle değil. Yaşantısının her anında ordu yönetirmiş, cumhuriyet ilan edermiş gibi ciddi, katı ve "mesaj veren" Atatürk yok. Ama filmlerde roller hep böyle. Bu biraz da ilk maddedeki 10 yılı 2 saate sığdırma telaşından kaynaklanıyor. Fakat bu film senaryo anlamında da insan olan Atatürk'ü iyi yansıtmış ve Ertan Saban, Atatürk'ün "gündelik halini" çok başarılı oynamış. Ve benim gibi Atatürk'ü araştırmaya çok fazla vakit ayıran insanlar, kitaplarda tanıdığı o adamı sahnede görebilmeyi çok istediğinden izlerken çok keyif aldım.
4- Atatürk filmlerinde ana konu genelde ülkeyi kurtarmak, savaşı kazanmak ve harikalar yaratmaktır. Ve bu filmlerde tüm işi Atatürk yapar. Fakat bu filmde Atatürk'ün sahnelerde çok görmediğimiz bir yönünü görüyoruz ki beni konsept olarak en doyuran tarafı buydu. Atatürk tüm işlerini kendisi yapmıyor. Zaten buna gerek de yok. Mesele, insanları sevk ve idare etmek, yönetmek, motive etmek, yani kitleyi harekete geçirmektir. Atatürk'ün asıl özelliği de bu zaten. Filmde de bu yönünü görüyoruz. İran Şahı'nın ziyareti için ilk Türk operasının 26 günde hazırlanmasını sağlıyor. Bunun için yetenekli bir sanatçıya (Münir Hayri) görev veriyor ve ona inisiyatif tanıyor. Münir Hayri de memleket ve millet için kendisine verilen görevin altından kalkmak adına son derece gayret gösteriyor. İşi ehline veriyor. Liyakate göre hareket ediyor ve mucizeyi gerçekleştiriyor. Filmde ön plana çıkarılmaya çalışan motivasyon faktörü, Türk devriminin özüdür. Yani, milleti seven başarılı bir lider ve onun izinde memleketi için çabalayan fedakar insanlar...
5- Son olarak sadece gurmelerin dikkatini çekebilecek konudan bahsedeyim. Yukarıda da söz ettiğim gibi, bizler hep Atatürk'ün süper kahraman tarafına odaklanıyoruz. Ordu kurdu. Savaştı. Kazandı. Yaptı. Başardı. Tamam da nasıl? Yöntemi neydi, zorlukları nasıl aştı, metodolojisi nasıldı? Asıl mesele bunları görebilmek. Filmde operanın kısıtlı zamanda gerçekleşmesine imkan olmadığını düşünen önemli bir zat (Atatürk için kıymetli biri) var. Onun yanında sanatçıların işlerine karışan alakasız biri (Atatürk'ün bir arkadaşı) var. Ve operanın başındaki isim olan Adnan, onlara tolerans tanımıyor hatta kafa tutuyor, dikleniyor... Onların kendisini Atatürk'e şikayet etmesinden çekinmiyor. Fakat Atatürk, tanıdıkların aksine, icraatı yerinde gözlemliyor. Gidip denetliyor. Ardından opera grubunu Çankaya'ya davet ediyor. Adnan'la yalnız kalıp bu işin altından kalkıp kalmayacağını soruyor. Onun kararlılığını görünce, yukarıda sözünü ettiğim iki zata, onların önünde sorular soruyor. Ve Adnan'ı haklı gören cevaplar veriyor. Böylece pürüzleri çözüyor. Yani Atatürk'ün sorunları çözme tarzına dair parlak bir sahne... Bunlar, Atatürk'ü tanımak için çok cazip sahneler...
Filmin insanları tatmin etmeyecek tek yönü, genel kitlenin merakını cezbeden savaşlar, mücadeleler barındırmıyor oluşu. Ama en az onun kadar önemli olan bir mesajı var: Milletin ilerlemesi için gösterilen çaba ve ileriye dönük arayışlar...
Oyunculara gelirsek, kadro gerçekten çok dolu. Salih Bademci, Okan Yalabık, Ertan Saban gerçekten başarılı. Birce Akalay'ı da çok beğendim. Emre Karayel'in iki buçuk dakikalık Nuri Conker rolü de harikaydı. Oyuncu noktasında filmin hiç bir eksiği yok.
Son söz: Gidin ve Atatürk'ün çok anlatılmayan yönlerini tanıyın.