Enver Paşa'nın torunu Burak Enver'e göre, İngiliz komutan General Allenby, Filistin Cephesi'ndeki Türk komutanlardan -yani Anafartalar Kahramanı, İstanbul'un ikinci fatihi olarak anılan, Muş ve Bitlis'i kurtaran, Rus taarruzlarına karşı cephede direnen ve geçit vermeyen, Sakarya Meydan Muharebesi'nde Yunan'a geçit vermeyen, Büyük Taarruz'la yaklaşık 200 bin kişilik Yunan ordusunu imha eden Mustafa Kemal Paşa'dan; 18 Mart Kahramanı Cevat Paşa'dan; ve Mersinli Cemal Paşa'dan- "bilgi ve beceri bakımından" daha üstünmüş. Sebep nedir? Nablus'ta kazandığı zafer mi? Peki, Nablus Muharebesi sırasında Türk ordusunun durumu nasıldı?:
Nablus Muharebesi Öncesi Yıldırım Ordular Grubu'nun Kuvveti
4. Ordu (Mersinli Cemal Paşa): 6.919 Muharip Er.
7. Ordu (Mustafa Kemal Paşa): 14.522 Muharip Er.
8. Ordu (Cevat Paşa): 19.157 Muharip Er.
Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi - Sina Filistin Cephesi, 4. Cilt, 2. Kısım, Ankara, 1986, s. 758 -- Peki, 40.598 muharip erden oluşan Yıldırım Ordular Grubu'nun karşısındaki İngiliz ordusunun durumu neydi?:
Zayıf Türk ordusuna karşın, İngilizlerin Filistin Cephesi için ayırdığı kuvvet oldukça dikkat çekicidir "Bu harekât alanında bir seferde kullanılan azami asker sayısı 228.927 muharip ve 203.930 muharip dışı olmak üzere toplam 432.857'dir."
The War Office, Statistics of the Military Effort of the British Empire during the Great War 1914-1920, London, March 1922, p. 747 --
İngilizler 200 kat daha fazla muharebe gücüne sahipti! "General Allenby'ın komuta ettiği Mısır Kuvveti Seferiye Komutanlığı, 226.000 İngiliz, 111.800 Hintli ve 129.000 diğer ülkeler olmak üzere toplam 467.650 personele sahip bulunuyordu. Filistin Cephesi’nde yapılan son muharebede, düşmanın Türk birliklerinden yaklaşık 200 kat daha fazla muharebe gücü üstünlüğüne sahip olduğu görülmektedir."
Fahri Belen, Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi - 1918 Yılı Hareketleri, Cilt V, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1967, s. 120'den nakleden: Dr. Cemal Kemal, Osmanlı'nın Filistin Cephesi'ndeki Son Muharebesi, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 45, Mayıs 2010, s. 59 -- Enver Paşa'nın torunu Burak Enver, "Geri çekilmesek İngilizler ne kadar dayanabilirdi? Anladığım kadarıyla, çok değil." diyor. Oysa, İngilizler daha ilk saatlerde 8. Ordu cephesini yıkmış, 7. ve 4. Orduları arkadan çevirip çembere alma tehdidiyle imha etme pozisyonuna girmişti:
7. Ordu Kurmay Başkanı Mirliva Sedat'a göre, 8. Ordu'nun âkibeti [büyük oranda imhâ edilmesi] nedeniyle 7. Ordu ric'ât etmek zorunda kalmıştır. İngiliz taarruzu göz önünde bulundurulduğunda bu düşünce doğrudur; zira 8. Ordu cephesi yarılmış ve 7. Ordu, arkadan kuşatılıp imhâ edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Mirliva Sedat, Filistin'e Veda, Yeditepe Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, Kasım 2009, s. 203 --
Peki 8. Ordu cephesi nasıl yıkılmış ve ordu imha edilmişti?: İngilizler, 8. Ordu cephesine 35.000 piyade (genel cephedeki piyade mevcudunun %61'i), 9.000 süvari (genel cephedeki süvari mevcudunun %75'i) ve 387 top (genel cephedeki top mevcudunun %71'i) konuşlandırmıştı. Yani yaklaşık 24 kilometre uzunluğundaki 8. Ordu cephesinde her 52 metreye bir İngiliz topu düşüyor ve yaklaşık 20.000 mermiyle Türk siperleri yoğun şekilde bombalanıyordu. Topların menzilini en az 100 metre hesapladığımızda, 8. Ordu cephesinde dövülmemiş bir metre yer bırakılmamıştı.
Tuğgeneral Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı (1914-1918), Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1995, s. 138-161 --
7. Ordu Kurmay Başkanı Sedat Doğruer'in 8. Ordu ve karşısındaki İngiliz gücü değerlendirmesi: "8. Ordu'nun muharebe kayıtlarına göre, ordunun gerçek mevcudu 8.000 muharip piyade olup, süvari kuvveti her tümende bir bölüğü (50-65 kılıç) geçmezdi. Bu nedenle önemli bir kuvvet olmaktan uzaktı. Topçu kuvveti 132 adet top idi, ancak malzeme çok hırpalanmıştı ve mühimmat, en fazla iki-üç günlük muharebeye yetecek kadar ikmal edilebilmişti. Bu ordunun karşısındaki İngiliz kuvvetleri, en az 40.000 tüfek ile gemi topçusu hariç 310 top ve hiçbir şekilde kıyaslanmayacak sayıda 3 süvari tümeninden oluşuyordu. 7. Ordu'nun 18 Eylül 1918'deki kuvveti 7.861 tüfek ve 108 top idi. 7. Ordu'nun karşısındaki İngiliz sağ cenahının mevcudu ise yaklaşık olarak 7. Ordu mevcudunun iki misliydi."
Mirliva Sedat, Filistin'e Veda, Yeditepe Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, Kasım 2009, s. 181 --
7. Ordu Kurmay Başkanı Sedat Doğruer'e göre, Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı Alman Liman von Sanders, tüm uyarılara rağmen elindeki kuvvetleri geniş ve uygunsuz bölgelere dağıtmış ve bu durum, İngilizlerin cepheyi kolaylıkla yarmasına vesîle olmuştu: "Bütün Yıldırım Ordular Grubu'nun kuvveti de dikkate alındığında, hemen bütün cephenin işgalinde büyük ölçekte bir ağırlık merkezi durumu olmadığı, kuvvetlerin geniş ve uygunsuz cephelerde dağıldığı görülmektedir. Ayrıca, Şeria'nın doğusundaki kuvvetler (4. Ordu), diğer ordulardan farklı derecede kuvvetlidir. Halbuki bu ordu, son ricat harekâtından önce pek zayıf düşman kuvvetleriyle karşı karşıya bulunuyordu, Şerif Faysal'ın kuvvetleriyle meşguldü veya meşgul ediliyordu. Bu durum, Yıldırım Ordular Grubu'nun ve bilhassa Grup Kumandanlığı'nın; 7. Ordu Kurmay Başkanının, İngilizlerin her istedikleri zaman ve yerde cepheyi yarabileceklerine dair belirtmiş olduğu pek doğru kanaate önem vermeyerek, kuvvetleri dağınık tutmak hatasına düştüğünü göstermektedir."
Mirliva Sedat, Filistin'e Veda, Yeditepe Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, Kasım 2009, s. 183 --
Mirliva Sedat'a göre, Cevat Paşa'nın uyarıları haklı olmasına rağmen, Liman von Sanders ve ekibi durumun ciddiyetini yeterince kavrayamamış, Şeria Cephesi'ne aşırı önem vermeleri, savunma hazırlıklarının zamanında yapılmasını engellemiştir.
Mirliva Sedat, Filistin'e Veda, Yeditepe Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, Kasım 2009, s. 184-185 -- Enver Paşa'nın torunu Burak Enver, "Geri çekilme daha koordineli yapılabilirdi veya hiç yapılmayabilirdi." diyor. Ancak, İngilizler arkanı sarmış, yanındaki orduyu yok etmiş ve seni kıskaca almışsa, ne yapacaksın? İçeride bekleyip yok mu olacaksın? Burak Enver'in geri çekilmemek üzerine durması gerçekten çok acı. Peki geri çekilme ne şartlar altında yapılmıştı?: "7. Ordu karargâhına gece yarısına kadar istirahat verildi. Gece yarısından sonra Bisan'ın 25 kilometre güneyinden ve Tel-Deyrülammar civarından Şeria'yı doğuya geçmek üzere hareket edildi. Hayri Bey müfrezesi ve diğer teşkilat ile Bisan yolu üzerinde toplanan dağınık birlikler de sahiplenildi. Yolsuz ve çetin bir araziden büyük zorluklarla gece boyu yürüyüş yapılacaktı. Açlık, susuzluk, özellikle hava saldırılarının yol açtığı moral bozukluğu, bezginlik ve uykusuzluk, kıtaları ve karargâhı çok hırpalamıştı. Tabii bu şartlar emirlere itaati ve kontrolü zorlaştırıyordu. Bu şartlar altında yapılacak bir gece yürüyüşünün, şartları bilinmeyen bir arazide ve özellikle güvenilmeyen Arapların sakin olduğu bir mıntıkada gerçekleştirilmesi olağanüstü tedbirler alınmasını gerektiriyordu. Ordu kumandanı [Mustafa Kemal Paşa] yürüyüş kolunun emir ve kumandasını bizzat üstlenmişti. Gece yarısından önce verdiği emirde bunu açıkça dile getirerek yürüyüş düzenine uymakta en küçük bir kusuru olan, yolun uzamasına sebep olan, dağılan vs. subay ve nefer kim olursa olsun acımadan idam edileceğini beyan etti. Emrin içeriğini erinden subayına kadar herkese anlattı. Gece dahi düşman uçaklarının faaliyete geçme ihtimali düşünülerek sigara içmek ve gürültü çıkarmak yasaklandı. Yol boyunca seçilen atlı subaylar yürüyüş inzibatını sürekli denetleyerek kumandana bilgi sunacaklardı. Ordu kumandanının sözünün eri olduğunu orduda bilmeyen yoktu. Bundan dolayı yürüyüş emrinin gerekleri bin türlü engel, zorluk ve mahrumiyetlere rağmen tamamen tatbik edildi. İlerledikçe birerli kola geçen yürüyüş tertibi yekvücut bir kitle gibi hedefine yürüdü."
Mirliva Sedat, Filistin'e Veda, Yeditepe Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, Kasım 2009, s. 251 Muharebede bizzat bulunup görev almış olan 7. Ordu Kurmay Başkanı Mirliva Sedat'tan daha mı iyi bileceğiz? -- Filistin Cephesi takviye edilseydi mağlup olmazdık. 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa anlatıyor: "Filistin ve Irak cephelerinde mağlubiyet mukadderdi [alnımıza yazılmıştı]. Çünkü her iki cephe, altı yedi misli kuvvetli bir düşman karşısında ve asilerle dolu, kendi milletinden olmayan bir mıntıkada mutlak bir müdafaa vaziyetini almıştı. Bu cephelere böyle bir vazife verirken Kafkasların istilasına memur edilen ordularımız anavatandan uzaklaştırılacağına, bunların bir parçasının Boğazlarda ve diğer parçasının Filistin cephesi gerisinde ihtiyata alınması suretiyle Mütarekeden önceki askeri durumumuz pek çok kuvvetli olur ve Filistin cephesi mağlup olmazdı. Fakat buna rağmen büyük Mustafa Kemal'in kumanda ettiği Yedinci Ordu, sağ ve solundaki ordulardan daha iyi vazifesini başarmıştı. Çünkü İngilizler Yedinci Ordu'ya Sekizinci Ordudan önce taarruz etmişti. Sekizinci Ordunun pek az dayanarak geri çekilmesi üzerine Yedinci Ordu, ordu kumandanının ustalıklı idaresi ve önden, sağ yandan ve gerilerden düşmanın yaptığı sürekli taarruzlara karşı iki gün yalnız başına dayanabilmiş ve sonra Şam'a kadar düşman süvarilerinin yan takibine rağmen muntazam bir şekilde geriye çekilmiş ve düşmanın kurduğu çemberden sıyrılmıştı. Burada Mustafa Kemal Paşa'nın başka bir vazifeye seçilmesi üzerine Yedinci Ordu kuvvetleri, Şam Kumandanlığına seçilmiş olan Küçük Cemal Paşa'nın emrine verilmiş ve bundan sonra Şam civarındaki muharebelerde dağılmış ve geri kalanlar Halep'te toplanabilmişti. Çok kuvvetli bir düşman karşısında altı bin kişilik bir fırka kuvvetindeki Yedinci Ordudan daha fazlasını beklemek ne mümkündü? Bu ordu, Şam'a kadar diğerleri gibi dağılmayıp vazifesini ifa edebilmişse, şüphesiz bunu cesur bir tabur kumandanı gibi daima kıt'aları başında kalmış olan ordu kumandanının [Mustafa Kemal Paşa'nın] başarılı idaresinde aramak gerekir." -- Enver Paşa, Filistin Cephesi'nin önemini anlayamamıştı: "Enver Paşa, Filistin Cephesi'nin önemini anlayamamıştı… Ne yazık ki Osmanlı Umûmi Karargâhı durumun nezaketini layıkıyla idrâk edememişti... Sonradan muttali olduğuma göre, Enver Paşa'nın Alman başkumandanlığına çektiği telgrafın son satırları şöyle nihayet buluyordu: Düşmanın Filistin'i isgaline mâni olunamazsa, bu ne umumi vaziyet üzerinde kat'i bir tesir husule getirir, ne de Türkiye için tehlikeli olur. Fakat buna mukabil düşmanın mühim kuvvetleri, cihan harbinin kat'i netice yeri olmayan bir noktada bağlanmış olur."
General Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücâdele Hâtıraları, Vatan Neşriyatı, Birinci Baskı, İstanbul, 1953, s. 10 -- "General Enver, Suriye-Filistin Cephesi'nin önemini anlamamıştı… Yoksa, öteki cephelerden alacağı 4-5 tümenle bu cepheyi pekiştirirdi."
Celâl Erikan, Komutan Atatürk, İş Bankası Kültür Yayınları, İkinci Baskı, Ankara, 1972, s. 236 -- Mareşal Fevzi Çakmak'a göre Filistin Cephesi'nin çökmesinin dört nedeni vardı: 1-Enver Paşa'nın Medine'nin savunmasına ısrarla devam etmesi; bu durum, demiryolu hattının korunması için çok sayıda askeri kayba neden olmuştu, 2-Cemal Paşa'nın şeriflerin harekâtına izin vermesi ve onlara hoşgörü göstermesi, 3-Liman von Sanders'ın Karmel geçidinin savunmasına yeterince önem vermemesi, 4-Almanların Türkleri sömürge askerleri gibi kullanarak savaşta etkili bir şekilde çaba göstermelerine neden olması.
Karmel Geçidi, Filistin'in batısında, Allenby'nin 19 Eylül 1918'de gerçekleştirdiği taarruzun ana noktasında bulunuyordu. Cevat Paşa'nın komutasındaki 8. Ordu, İngiliz kuvvetleri karşısında imha edilmiş, cephe yarılmıştı.
Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları, Ülkü Matbaası, Cilt II, İstanbul, 1975, sayfa 405 -- "1. Dünya Savaşı içerisinde Türk ordularının en zor durumda kaldıkları cephelerin başında güney cepheleri, yani Irak ve Sina-Filistin cepheleri gelmektedir. Bu cephelerde Türk orduları, Alman Genelkurmayı'nın hedefleri doğrultusunda yönlendirilmiş ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Nutku'nda gayet sarih bir şekilde ifade ettiği gibi, Türk orduları zayıf düşürülmüştür. Enver Paşa'nın, özellikle güneyde İngiliz, doğuda Rus tehlikesi açıkça ortadayken Türk ordularının en güzide tümenlerini Bulgar ve Avusturya ordularına destek olarak göndermesi, Türk ordusunda görev yapan Liman von Sanders gibi Alman komutanlar tarafından bile büyük bir fedakarlık olarak değerlendirilmiştir. İngiliz ordusu 1918 yılında Irak Cephesi'nden dahi asker kaydırarak Sina-Filistin cephe hattını güçlendirmeye gayret ederken, Türk ordusu Sina-Filistin cephesini güçlendirmek yerine buradaki subayların bir kısmını dahi alarak Kafkas İslam Ordusu'nu kurmuş ve Bakü üzerine harekâta geçmiştir."
İsmail Özer, Bir Taarruz, Üç Ricat: Sina-Filistin Cephesi Bozgunu ve Mustafa Kemal Paşa, Al Farabi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, 25 Haziran 2020, s. 120 -- Allenby'nin Nablus Muharebesi'nde Türk tarafını mağlup etmesinin bence en önemli sebebi, Türk kuvvetlerinin azlığı, İngiliz kuvvetlerinin ise katlarca fazla olmasıydı. Türk ordusunda sadece 5 uçak bulunurken, İngilizlerde 105 uçak vardı. Türk ordusunda süvari neredeyse yokken, İngilizlerde 9 binden fazla süvari mevcuttu. Üstelik, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın önerileri dikkate alınmamış ve cephe takviye edilmemişti. Alman Liman von Sanders ise asıl İngiliz taarruzunu 8. Ordu cephesinden değil, 4. Ordu cephesinden bekliyordu. Bu nedenle kuvvetler yanlış konumlandırılmıştı. Mareşal Fevzi Çakmak'a göre Filistin Cephesi'nin çökmesinin sebepleri, Enver Paşa'nın yanlış stratejisi, Liman von Sanders'ın Karmel geçidinin savunmasına yeterince önem vermemesiydi. Böyle bir senaryoda, Allenby yerine herhangi bir komutan bulunsaydı, Türk cephesini yıkıp büyük bir zafer kazanabilirdi. Unutmamak gerekir ki, Allenby bu zaferi, pamuktan bir savunmaya karşı kazanmıştır. Oysa Atatürk, 1922'de Türk ordusuyla takriben eşit şartlarda Yunan ordusuna karşı muazzam bir zafer elde etmiştir. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bir İngiliz komutanını Atatürk'ten üstün görmek, bir Türk'e yakışır mı? İnsaf.