Geçen gün mütesettir birkaç arkadaşımla sohbet ediyorduk. İçlerinden biri “ben artık nötrleşmek istiyorum” dedi. Ben de bundan ne kastettiğini sordum. O da başörtüsü ile girdiği çoğu ortamda kendini “farklı” hissettiğini söyledi. “Örnek verir misin” dedim. Kendisi de akademisyen olan arkadaşım gittiği Almanca kursundan gezdiği bir resim sergisine kadar birçok örnek verdi. Sonra ortamda derin bir sessizlik oldu. Bu olayın üstüne birkaç gün düşündüm. Haliyle şu sorular aklıma geldi: Tesettürlü olmak bu ülkede marjinal olmak mı demekti? Görünen tabloya göre evet maalesef bu böyleydi. Her ne kadar belirli kazanımlar elde edilse de mütesettir kadınlar ve kızlar “kendi ortamları” dışına çıktığında kendilerini marjinal hissediyordu. Demek ki hukuki düzenlemelerle getirilen özgürlük buzdağının sadece görünen yüzü. En temelde karşımızda kültürel iktidar ya da daha doğrusu kültürel vesayet denilen koskoca bir mesele var. Eğitim kurumlarından sanat camiasına, büyük şirketlerden medyaya kadar geniş bir yelpazede tesettürlü olmak marjinal olmak demek! Arkadaşımın söylediği “nötrleşme talebi” mütesettirin marjinal olduğuna tekabül ediyor. Cezayir’i işgal eden Fransızlar burkalı kadınlara bakıp şunu söylemişlerdi: “Bu tesettürlü kadınları bir Fransız matmazeline dönüştürebildiğimiz zaman işgal amacına ulaşmış demektir.”